Kudüs'ün en hassas bölgesi Mescid-i Aksa, yeniden bir çatışma odağı haline geldi. Arap ülkeleri ve eski İsrailli yetkililer, Başbakan Binyamin Netanyahu'nun aşırı sağcı bakanlara göz yumarak statükoyu değiştirmeye çalıştığını ve bunun bölgesel bir felakete yol açabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. Hafta sonunda Aksa'ya yapılan baskınlar, uluslararası toplumun dikkatini yeniden bu kutsal mekâna çevirdi.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Temmuz ayı sonlarında Mescid-i Aksa'ya düzenlediği ziyarette, Yahudilerin burada ibadet etmesine izin verilmesi çağrısında bulunmuştu. Bu, 1967'den beri süregelen ve Yahudilerin bölgede ibadet etmesini yasaklayan statükoya açık bir meydan okumaydı. Ben-Gvir'in bu çıkışı, daha önce defalarca provokatif eylemleriyle bilinen bir isim olarak dikkat çekiyor.
Netanyahu hükümeti, koalisyon ortakları arasında Ben-Gvir gibi aşırı sağcı figürlere yer vererek, İsrail siyasetinde sağa kayışın simgesi haline geldi. Bu durum, Filistinliler arasında büyük bir endişe yaratırken, Ürdün ve Mısır gibi İsrail'le barış anlaşması bulunan ülkeler de dahil olmak üzere Arap devletlerinin sert tepkisine neden oluyor. Ürdün, Aksa üzerindeki himaye yetkisini elinde bulunduruyor ve İsrail'in bu statükoyu ihlal etmesinin kendi ulusal güvenliğini tehdit ettiğini açıkladı.
Geçtiğimiz hafta sonu, İsrail polisinin Aksa avlusuna düzenlediği baskınlarda çok sayıda Filistinli gözaltına alındı; olaylar sırasında Filistinli gençlerle polis arasında çatışmalar yaşandı. Bu görüntüler, sosyal medyada hızla yayılarak bölgede yeni bir intifada dalgasının başlayabileceği endişelerini artırdı. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği'nden yapılan açıklamalarda, taraflara sükunet çağrısı yapıldı ve statükonun korunması gerektiği vurgulandı.
Bölgesel Boyut ve Uluslararası Tepkiler
Aksa'daki gerilim yalnızca İsrail-Filistin meselesi olmaktan çıkarak bölgesel bir krize dönüşme potansiyeli taşıyor. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar gibi Körfez ülkeleri, son yıllarda İsrail'le normalleşme adımları atmış olsa da, Aksa'ya yönelik bu tür girişimleri kınadı. Özellikle Suudi Arabistan, İsrail'le olası bir normalleşme anlaşmasının ön koşulu olarak Filistin meselesinin çözümü ve statükonun korunmasını şart koşuyor.
Eski İsrail başbakanlarından Ehud Olmert ve Tzipi Livni gibi isimler, Netanyahu hükümetinin bu politikalarının İsrail'i uluslararası alanda yalnızlaştıracağını ve güvenlik risklerini artıracağını belirtti. Olmert, Ben-Gvir'in eylemlerinin "İsrail'i uçuruma sürüklediğini" ifade ederken, Livni de statükonun ihlalinin İsrail'in Arap ülkeleriyle yaptığı barış anlaşmalarını tehlikeye atacağını söyledi. Bölgesel analistlere göre, Aksa'da yaşanacak büyük çaplı bir çatışma, İbrahim Anlaşmaları ile başlayan normalleşme sürecini tamamen durdurabilir ve Orta Doğu'da yeni bir istikrarsızlık dalgasını tetikleyebilir.
Türkiye'den de tepkiler geldi. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, İsrail'in Mescid-i Aksa'ya yönelik provokasyonlarının kabul edilemez olduğu belirtilerek, uluslararası topluma statükoyu koruma çağrısında bulunuldu. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı da sosyal medya hesaplarından Kudüs'e destek mesajları paylaştı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Kudüs ve Mescid-i Aksa'nın statüsünü kendi dış politikasının öncelikleri arasında görüyor. Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği yeniden öne çıkarırken, özellikle İsrail'le son dönemde yaşanan normalleşme sürecini de etkileyebilir. Ankara, bölgesel aktörler arasında arabuluculuk rolünü güçlendirmek için bu krizi fırsat olarak değerlendirebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Doğu Akdeniz'deki enerji politikaları ve İsrail'le olası iş birlikleri göz önüne alındığında, bu tür bir kriz, iki ülke arasındaki ilişkilerin hassas dengesini sarsabilir. Türkiye'nin, hem Filistinlilerle dayanışmasını sürdürüp hem de İsrail'le pragmatik ilişkilerini korumaya çalışması, önümüzdeki dönemde dış politika açısından önemli bir sınav olacaktır.