Eski Sovyetler Birliği'nde Marksist-Leninist yönetim 74 yıl sürdü ve Ağustos 1991'de sadece üç günde fiilen çöktü; bu, rejimin ne kadar içinin boşaldığının açık kanıtı. Robert Service'in 'Ağustos Darbesi' adlı kitabı, bu çöküşün perde arkasını, darbecilerin sarhoş hali ve komik acziyetiyle birlikte belgesel bir titizlikle gözler önüne seriyor. Oxford Üniversitesi'nden emekli tarih profesörü Service, devrimin Marksist teorisinden Stalin'in terörüne, Brejnev'in durgunluğundan Gorbaçov'un perestroykasına kadar uzanan süreci, darbenin başarısızlığının Sovyetler'in sonunu nasıl hızlandırdığını çarpıcı bir dille anlatıyor.
Darbe Girişiminin Perde Arkası
19 Ağustos 1991'de, Sovyet lideri Mihail Gorbaçov Kırım'da tatildeyken, eski muhafızlar Devlet Acil Durum Komitesi adı altında yönetime el koydu. Komitenin başını çekenler arasında KGB Başkanı Vladimir Kryuçkov, Savunma Bakanı Dmitri Yazov ve Başbakan Yardımcısı Gennadi Yanayev vardı. Ancak Service'in titiz arşiv çalışması ve tanıklıklara dayanan anlatımı, bu darbecilerin ne kadar hazırlıksız ve yeteneksiz olduğunu ortaya koyuyor. Darbe planı, Gorbaçov'un 'hasta' olduğu gerekçesiyle görevden alınmasını öngörüyordu; ancak ortada ne net bir strateji ne de halkın desteğini kazanacak bir propaganda vardı. Darbeciler, tankları Moskova sokaklarına sürdüler, ancak askerlere halka ateş açma emri vermekten kaçındılar; bu da direnişin önünü açtı.
Kitabın en dikkat çekici bölümlerinden biri, darbecilerin sarhoş hali. Service, komite üyelerinin basın toplantısında bile ellerinin titrediğini, konuşmalarının tutarsız olduğunu ve bazılarının alkolün etkisiyle ayakta zor durduğunu belgeliyor. Sovyet basınında yer alan görüntüler, Yanayev'in elleri titreyerek konuşmasını gösteriyordu; bu, halkın gözünde darbenin ciddiyetini daha da zedeledi. Service'e göre bu, Sovyet elitinin ne kadar çürümüş olduğunun bir simgesiydi: Komünizm ideali, yerini içki masalarındaki komplolara bırakmıştı.
Halkın Direnişi ve Jeopolitik Dönüşüm
Darbe, Rusya Sovyet Federatif Sosyalist Cumhuriyeti Devlet Başkanı Boris Yeltsin'in tankların üzerine çıkıp halkı direnişe çağırmasıyla kırıldı. Moskova'da yüz binlerce insan sokaklara döküldü; ordu, halka ateş açmayı reddetti. Üç gün süren kaosun ardından darbe çöktü ve Gorbaçov Moskova'ya döndü, ancak artık ipler Yeltsin'in elindeydi. Service, bu olayın sadece Sovyetler'in değil, Rusya'nın kaderini de değiştirdiğini vurguluyor: Darbe, Gorbaçov'un otoritesini tamamen bitirdi, Yeltsin'i yeni güç merkezi haline getirdi ve Aralık 1991'de Sovyetler Birliği'nin resmen dağılmasının yolunu açtı.
Kitap, darbenin küresel etkilerini de irdeliyor: Soğuk Savaş'ın sona erdiği bu dönemde, ABD ve Batılı ülkeler Yeltsin'i desteklerken, SSCB'nin nükleer silahlarının kontrolü büyük bir endişe kaynağıydı. Service, darbenin başarısız olmasının dünya tarihini nasıl değiştirdiğini; eğer başarılı olsaydı, iç savaş ve nükleer silahların kontrolünün kaybedilmesi ihtimalinin nasıl küresel bir felakete yol açabileceğini tartışıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Sovyetler Birliği'nin çöküşü, Türkiye için hem fırsatlar hem de tehditler barındırıyordu. Darbe girişimi sırasında Türkiye, Batı ittifakı içinde yer alarak Yeltsin ve reform yanlılarını destekledi. Bu süreç, Türkiye'nin Orta Asya'daki Türk cumhuriyetleriyle kurduğu yeni ilişkilerin de önünü açtı; ancak aynı zamanda Kafkasya'da istikrarsızlık ve Rusya'nın jeopolitik geri çekilişi, bölgesel güç dengelerini sarsıcı etkiler yarattı. Bugünün Rusya'sında Sovyet nostaljisinin yeniden yükselişi, Türkiye'nin enerji bağımlılığı ve Karadeniz güvenliği gibi konular düşünüldüğünde, Ağustos 1991'in dersleri hâlâ güncelliğini koruyor: imparatorlukların çöküşü, uluslararası sistemi yeniden şekillendirirken, güç boşlukları genellikle yeni çatışmaların tohumlarını atar.