Etiyopya, Pazartesi günü yapılan genel seçimlerin ardından oy sayımına hazırlanırken, Afrika kıtasında demokrasiye yönelik tutumların giderek sorgulandığı bir dönem yaşanıyor. Nisan ayında Burkina Fasolu cunta lideri İbrahim Traoré, halka demokrasiyi "unutmalarını" söyleyerek, kıtada artan otoriter eğilimlerin sembolü haline geldi. Son yıllarda Batı Afrika ve Sahel bölgesinde ardı ardına yaşanan darbeler, demokratik kurumların kırılganlığını gözler önüne seriyor. Etiyopya'nın Tigray bölgesindeki iç savaş ve ekonomik krizin gölgesinde gerçekleşen seçimlerin sonuçları, Başbakan Abiy Ahmed'in meşruiyeti açısından kritik önem taşıyor. Ancak kıta genelinde yükselen bu demokrasi karşıtı söylem, uluslararası toplumda endişe yaratıyor. Afrika Birliği ve Birleşmiş Milletler, bölge ülkelerini anayasal düzene dönmeye çağırırken, Rusya ve Çin gibi güçlerin nüfuz mücadelesi de bu süreci daha da karmaşık hale getiriyor.
Demokrasinin gerilemesi: Burkina Faso örneği
Burkina Faso'da Ocak 2022'de gerçekleşen darbeyle iktidara gelen Cunta Lideri İbrahim Traoré, Nisan ayında yaptığı açıklamada "Demokrasiyi unutun. Bizim için demokrasi, yabancı güçlerin dayattığı bir sistemdir" ifadelerini kullandı. Traoré, Batı destekli demokratik modellerin ülkenin güvenlik ve kalkınma sorunlarını çözemediğini savunarak, kendi yönetimini "geçiş dönemi" olarak niteledi. Ancak bu geçişin ne kadar süreceği belirsiz. Burkina Faso, El Kaide ve IŞİD bağlantılı cihatçı grupların saldırılarıyla boğuşurken, ordunun kontrolü sıkılaştırması, sivil toplum ve basın özgürlüklerini ciddi şekilde kısıtlıyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'ne göre, ülkede 2 milyondan fazla kişi yerinden edildi. Traoré'nin söylemi, Mali ve Nijer'deki askeri yönetimlerle paralellik gösteriyor. Bu üç ülke, Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu'ndan (ECOWAS) çekilerek kendi güvenlik ve siyasi modellerini oluşturma yoluna gitti.
Küresel boyut: Otoriter modeller yükseliyor
Afrika'da demokrasinin gerilemesi, küresel ölçekte otoriter yönetim modellerinin yükselişiyle paralellik gösteriyor. Rusya'nın Afrika'daki varlığı, özellikle Wagner paralı asker grubu aracılığıyla, darbe sonrası yönetimlere askeri ve siyasi destek sağlıyor. Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Sudan gibi ülkelerde faaliyet gösteren Wagner, doğal kaynak karşılığında güvenlik hizmeti sunuyor. Çin ise ticaret ve altyapı yatırımlarıyla nüfuzunu artırırken, demokrasi ve insan hakları konularında tarafsızlık politikası izliyor. Bu durum, Afrika Birliği'nin ve Batılı ülkelerin demokrasi teşvik çabalarını baltalıyor. Öte yandan, Nijerya, Senegal ve Gana gibi demokrasinin daha köklü olduğu ülkelerde sivil toplum kuruluşları ve bağımsız medya, demokratik kazanımları korumaya çalışıyor. Ancak genç nüfustaki yüksek işsizlik, yolsuzluk ve güvenlik sorunları, demokratik yönetimlere olan güveni aşındırıyor. Afrika Kalkınma Bankası'nın raporuna göre, kıtada genç işsizlik oranı yüzde 13'ün üzerinde.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Afrika'daki demokrasi gerilemesi, Türkiye'nin kıtadaki diplomatik ve ekonomik ilişkileri açısından dengeli bir yaklaşım gerektiriyor. Türkiye, Somali, Etiyopya ve Nijer gibi ülkelerde askeri üsler ve kalkınma işbirliği projeleriyle varlığını sürdürürken, darbe sonrası yönetimlerle pragmatik ilişkiler kuruyor. Ancak bu durum, Türkiye'nin demokrasi ve insan hakları vurgusuyla çelişebiliyor. Rusya ve Çin'in nüfuzunun arttığı bu dönemde, Türkiye'nin Afrika politikasının sürdürülebilirliği için kurumsal istikrarı desteklemesi ve krizlere diplomatik çözümler sunması önem taşıyor. Ayrıca, Afrika ülkelerindeki güvenlik boşluğu, terör ve düzensiz göç riskini artırarak Türkiye'yi dolaylı olarak etkileyebilir.