Afrika'da yüz milyonlarca insan hâlâ elektriğe erişemiyor. Uluslararası toplumun belirlediği elektrifikasyon hedefleri ise kıtanın gerçeklerini yansıtmaktan uzak. Uzmanlar, sadece elektrik bağlantısı sağlamanın yeterli olmadığını, aynı zamanda sürdürülebilir kalkınmayı da beraberinde getirmesi gerektiğini vurguluyor. Bu durum, küresel enerji politikalarının Afrika'nın ihtiyaçlarına ne kadar duyarsız kaldığını gözler önüne seriyor.
Afrika'nın Enerji Açığı ve Küresel Hedeflerin Yetersizliği
Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre, 2023 itibarıyla Sahra Altı Afrika'da yaklaşık 600 milyon insan elektriksiz yaşıyor. Bu, dünya genelinde elektriğe erişimi olmayan nüfusun %80'inden fazlasına denk geliyor. Birleşmiş Milletler'in Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi 7, 2030'a kadar herkesin uygun fiyatlı, güvenilir ve modern enerjiye erişimini garanti altına almayı amaçlıyor. Ancak mevcut politikalar ve yatırım trendleri bu hedefe ulaşmayı zorlaştırıyor.
Küresel elektrifikasyon gündemi genellikle yenilenebilir enerji kaynaklarına ve şebeke genişletmeye odaklanıyor. Fakat Afrika'da birçok ülke için temel sorun, şebekenin olmadığı kırsal bölgelere nasıl ulaşılacağı. Güneş enerjisi mini şebekeleri ve evsel güneş sistemleri gibi çözümler umut vaat etse de, finansman yetersizliği ve politika tutarsızlıkları nedeniyle yeterince yaygınlaşamıyor. Ayrıca, enerji erişimi sağlanırken yerel ekonomik kalkınmanın da desteklenmesi gerekiyor; aksi halde elektrik, yoksulluğu azaltmada beklenen etkiyi yaratamıyor.
Afrika ülkeleri, enerji dönüşümünde adil bir geçiş talep ediyor. Zengin ülkelerin tarihsel emisyonlarına dikkat çeken Afrika liderleri, kendi kalkınma ihtiyaçlarını karşılarken fosil yakıtlardan tamamen vazgeçmelerinin gerçekçi olmadığını savunuyor. Örneğin, doğal gaz gibi kaynaklar, bazı ülkeler için elektrik üretiminde geçiş yakıtı olarak görülüyor. Ancak küresel iklim politikaları, fosil yakıt finansmanını kısıtlayarak bu ülkelerin enerji güvenliğini tehlikeye atabiliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Enerji Yoksulluğu ve Jeopolitik
Enerji yoksulluğu, sadece bir kalkınma sorunu değil; aynı zamanda istikrarı tehdit eden bir güvenlik meselesi. Elektriğe erişimi olmayan bölgelerde ekonomik fırsatlar sınırlı kalıyor, sağlık hizmetleri aksıyor ve eğitim olanakları kısıtlanıyor. Bu durum, radikalleşme ve göç gibi sorunları da besleyebiliyor. Küresel ölçekte ise enerji dönüşümü, kritik minerallere olan talebi artırıyor. Kongo Demokratik Cumhuriyeti'ndeki kobalt ve diğer ülkelerdeki lityum gibi kaynaklar, yeşil teknolojiler için hayati önem taşıyor. Ancak bu kaynakların çıkarılması ve işlenmesi sırasında yerel halkın enerji ihtiyaçları göz ardı edilebiliyor.
Afrika'nın enerji potansiyeli büyük: Güneş, rüzgar, hidroelektrik ve jeotermal kaynaklar bakımından zengin. Fakat bu potansiyeli harekete geçirmek için altyapı, teknoloji ve finansmana ihtiyaç var. Gelişmiş ülkelerin taahhüt ettiği iklim finansmanı ise hâlâ yetersiz. 2009'da Kopenhag'da vaat edilen yıllık 100 milyar dolar, 2020'de ancak 83,3 milyar dolara ulaşabildi. Ayrıca, bu fonların önemli bir kısmı kredilerden oluşuyor ve Afrika ülkelerinin borç yükünü artırıyor.
Uluslararası kuruluşlar ve sivil toplum, enerji erişiminin bir insan hakkı olduğunu savunuyor. Ancak mevcut küresel enerji yönetişimi, Afrika'nın sesini yeterince duymuyor. Kıta, kendi enerji geleceğini belirleme hakkına sahip olmalı ve uluslararası iş birliği, adil ve kapsayıcı bir şekilde yeniden şekillendirilmeli.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afrika'daki enerji açığını hem bir insani sorumluluk hem de stratejik fırsat olarak görebilir. Son yıllarda Afrika ülkeleriyle ilişkilerini güçlendiren Türkiye, yenilenebilir enerji alanındaki deneyimini ve teknolojisini paylaşarak kıtada etkinliğini artırabilir. Ayrıca, enerji yoksulluğunun yol açtığı istikrarsızlık, Türkiye'nin güvenliği için de dolaylı riskler taşıyor. Türk müteahhitlik firmaları ve enerji şirketleri, Afrika'da mini şebeke ve güneş enerjisi projelerinde yer alarak hem ekonomik kazanç sağlayabilir hem de ülkenin yumuşak gücünü pekiştirebilir. Küresel enerji dönüşümünde adil geçiş çağrıları, Türkiye'nin de desteklediği bir yaklaşım olup, bu alanda iş birlikleri geliştirilebilir.