Taliban'ın 2021'de Kabil'i ele geçirmesinden bu yana Afganistan'da kadın hakları ağır bir ihlale maruz kalıyor. Eğitim, çalışma ve kamusal yaşama katılım hakları elinden alınan Afgan kadınları, bugün dünyanın en büyük insan hakları krizlerinden birinin odağında yer alıyor. Uluslararası toplum, bu rejim karşısında Afgan kadınlarının direnişini desteklemek için ne yapabilir? İşte bu sorunun yanıtı, yalnızca Birleşmiş Milletler ve Batı başkentlerinin değil, aynı zamanda Türkiye gibi bölgesel aktörlerin de gündeminde öncelikli bir yer tutuyor.
Gelişmenin Arka Planı
Taliban yönetimi, Ağustos 2021'de iktidara dönmesinin ardından kadınlara yönelik kısıtlamaları hızla hayata geçirdi. İlk olarak ortaokul ve liselerde kızların eğitimine yasak getirildi; ardından üniversitelerdeki kadın öğrencilerin kampüslere girişi engellendi. 2022 itibarıyla kadınların kamu sektöründe çalışması yasaklandı, park, spor salonu ve hamam gibi kamusal alanlara erişimleri sınırlandırıldı. Son olarak, kadınların yardım kuruluşlarında ve Birleşmiş Milletler bünyesinde çalışması engellenerek insani yardım faaliyetleri bile sekteye uğratıldı.
Bu politikalar, Taliban'ın 1996-2001 dönemindeki katı yorumunu andırmakla birlikte, bu kez uluslararası gözetim altında ve daha sistematik bir şekilde uygulanıyor. Afgan kadınları ise sokaklarda protesto gösterileri düzenleyerek, sosyal medyada kampanyalar başlatarak ve gizli eğitim ağları kurarak direnişlerini sürdürüyor. Özellikle "Zehra'nın Sesleri" (Zahra's Voice) ve "Afgan Kadın Hareketi" gibi oluşumlar, Taliban'ın kısıtlamalarına rağmen seslerini duyurmaya çalışıyor.
Uluslararası toplum bu direnişi desteklemek için çeşitli mekanizmalar geliştirdi. Birleşmiş Milletler Afganistan Yardım Misyonu (UNAMA), ihlalleri belgeliyor ve raporlar yayımlıyor. Batılı ülkeler, Taliban'ı tanımayı reddediyor ve ekonomik yaptırımlarla hükümete baskı yapıyor. Ancak insani yardımın kesintisiz akışı ile Taliban'a karşı sert tutum arasında hassas bir denge kurulmaya çalışılıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Afgan kadınlarının durumu, yalnızca bir insan hakları meselesi olmanın ötesinde, bölgesel istikrar ve küresel güvenlik açısından da kritik önem taşıyor. Taliban'ın kadınlara yönelik politikaları, ülkenin uluslararası meşruiyetini daha da zedeliyor ve Afganistan'ın izolasyonunu derinleştiriyor. Bu durum, komşu ülkeler için göç dalgaları, terörizm ve uyuşturucu kaçakçılığı gibi riskleri artırıyor.
Batılı ülkeler, Taliban'ı tanımama konusunda birleşmiş görünse de, Çin ve Rusya gibi aktörler ekonomik ve güvenlik çıkarları doğrultusunda Taliban ile angajman arayışında. Bu ayrışma, uluslararası toplumun Afgan kadınlarına yönelik desteğini zayıflatıyor. Öte yandan, İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) gibi platformlarda Müslüman ülkelerin Taliban'a yönelik eleştirileri, dini referanslarla meşrulaştırılan politikaların İslam dünyasında da karşılığı olmadığını gösteriyor.
Küresel boyutta, Afgan kadınlarının direnişi, kadın hakları mücadelesinin sembolü haline geldi. Uluslararası sivil toplum kuruluşları, kampanyalar ve medya aracılığıyla farkındalık yaratıyor. Ancak bu desteğin etkili olabilmesi için Taliban'a yönelik siyasi baskının artırılması ve Afgan kadınlarının doğrudan desteklenmesi gerekiyor. Somut adımlar arasında eğitim bursları, uzaktan eğitim programları, dijital güvenlik eğitimleri ve kadın liderlerin uluslararası platformlarda desteklenmesi yer alıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afganistan'da tarihsel ve kültürel bağları bulunan önemli bir aktördür. Kabil'deki büyükelçiliğini açık tutarak ve insani yardımda bulunarak Taliban ile diyalog kanallarını sürdürüyor. Ancak Türkiye, kadın hakları konusundaki ilkeli duruşunu da göz ardı etmemelidir. Afgan kadınların yaşadığı mağduriyet, Türk kamuoyunda da geniş yankı buluyor ve Ankara'nın bu konuda daha etkin bir rol oynaması bekleniyor. Türkiye, İİT çatısı altında Taliban'a yönelik uluslararası baskıya öncülük edebilir; aynı zamanda Afgan kadınlarına yönelik eğitim ve istihdam projeleri geliştirerek bölgesel istikrara katkı sağlayabilir. Bu yaklaşım, Türkiye'nin hem insani değerlere bağlılığını hem de bölgesel liderlik iddiasını güçlendirecektir.