Almanya’da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin seçim başarısı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Avrupa’daki stratejik hedeflerine hizmet ederken, Ukrayna’nın Batı’dan aldığı desteği daha da kırılgan hale getiriyor. Dünya işleri editörü Sam Kiley’e göre, AfD ve Trump yönetimi, özel temsilciler Steve Witkoff ve Jared Kushner üzerinden Kremlin tarafından yönetilen bir ticari dostluk ağına bağlı.
AfD’nin yükselişi ve Kremlin bağlantıları
AfD’nin Almanya’daki son seçim zaferi, sadece ülke içindeki siyasi dengeleri değil, aynı zamanda Avrupa’nın güvenlik mimarisini de sarsıyor. Parti, açıkça Rusya’ya uygulanan yaptırımlara karşı çıkıyor ve Ukrayna’ya silah yardımını durdurmayı vaat ediyor. Bu duruş, Batı ittifakının Ukrayna konusundaki birliğini bozarak Moskova’nın elini güçlendiriyor.
Kiley’in analizine göre, AfD ile Trump yönetimi arasındaki ilişki ticari bir dostluktan öte, Kremlin’in koordine ettiği bir stratejinin parçası. Trump’ın özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner, iş dünyasındaki bağlantılarıyla biliniyor ve bu isimler üzerinden Moskova’nın Batı siyasetine sızma girişimleri hız kazanmış durumda. Witkoff, daha önce Rusya ile yapılan enerji anlaşmalarında rol almış, Kushner ise Orta Doğu’daki ticari çıkarlarıyla tanınıyor. Bu bağlantılar, AfD’nin Almanya’daki yükselişini Moskova’nın jeopolitik kazanımı haline getiriyor.
Ukrayna’nın artan yalnızlığı
AfD’nin zaferi, Ukrayna için kritik bir dönemeçte geldi. Almanya, Ukrayna’ya en fazla askeri ve mali yardım yapan ülkelerden biriydi. Ancak AfD’nin güçlenmesi, Berlin’in Kiev’e desteğini sorgulanır hale getiriyor. Parti liderleri, Ukrayna’ya gönderilen silahların Alman vergi mükelleflerine yük olduğunu savunuyor ve barış görüşmeleri için Rusya ile doğrudan temas kurulması gerektiğini söylüyor.
Bu söylem, Putin’in Ukrayna’daki savaşı Batı’nın bölünmüşlüğü üzerinden kazanma stratejisiyle örtüşüyor. Kremlin, Avrupa’da popülist sağ partileri destekleyerek Batı ittifakını zayıflatmayı ve Ukrayna’ya verilen desteği azaltmayı hedefliyor. AfD’nin başarısı, bu stratejinin meyvesi olarak yorumlanıyor. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Batı’nın birliğinin bozulmasının savaşın seyrini değiştirebileceği uyarısında bulunmuştu.
Öte yandan, Trump yönetiminin Ukrayna’ya yönelik tutumu da belirsizliğini koruyor. Eski başkan Trump, sık sık Ukrayna’ya verilen yardımları eleştirmiş ve savaşı sona erdirmek için Rusya ile anlaşma yapılması gerektiğini savunmuştu. Witkoff ve Kushner gibi isimlerin AfD ile olan bağlantıları, olası bir Trump dönüşünde ABD’nin Ukrayna politikasının Moskova lehine dönebileceği endişelerini artırıyor.
Avrupa ve küresel dengeler
AfD’nin Almanya’daki zaferi, Avrupa Birliği içinde de dalga etkisi yaratabilir. Fransa’da Marine Le Pen’in Ulusal Birlik partisi, İtalya’da Giorgia Meloni’nin sağ koalisyonu ve Macaristan’da Viktor Orban’ın yönetimi, benzer şekilde Rusya ile yakınlaşma politikaları izliyor. Bu tablo, AB’nin ortak dış politika ve güvenlik yaklaşımını felç edebilir.
Almanya, Avrupa’nın ekonomik motoru olarak aynı zamanda Rusya’ya uygulanan yaptırımların mimarıydı. AfD’nin yükselişi, yaptırımların geleceğini belirsizleştiriyor. Parti, enerji alanında Rusya ile işbirliğinin yeniden başlatılması çağrısı yapıyor. Kuzey Akım 2 projesinin iptal edilmesi sonrası zaten zor durumda olan Alman sanayisi, Rus gazına geri dönüş baskısıyla karşı karşıya.
Kremlin sözcüsü Dmitri Peskov, AfD’nin başarısını "Avrupa’da sağduyunun zaferi" olarak nitelendirdi. Ancak Batılı analistler, bunun Rusya’nın Avrupa’daki nüfuzunu artırma operasyonunun bir parçası olduğunu belirtiyor. NATO’nun doğu kanadındaki ülkeler, Almanya’nın tutumundaki değişikliği endişeyle izliyor.
Ukrayna cephesinde ise durum giderek ağırlaşıyor. Rusya, doğu cephesinde ilerlemeye devam ederken, Batı’dan gelen askeri yardımların azalması Kiev’in savunma kapasitesini zayıflatıyor. AfD’nin zaferi, bu yardımların tamamen kesilmesi riskini beraberinde getiriyor. Uzmanlar, Ukrayna’nın 2025’te çok daha zor bir kış geçirebileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AfD’nin Almanya’daki zaferi, Türkiye için hem risk hem fırsat barındırıyor. Almanya, Türkiye’nin en büyük ticaret ortaklarından biri ve yaklaşık 3 milyon Türk kökenli nüfusa ev sahipliği yapıyor. AfD’nin yabancı karşıtı söylemi, bu toplum için endişe kaynağı. Öte yandan, Rusya’nın Avrupa’daki etkisinin artması, Türkiye’nin bölgesel denge politikasını zorlaştırabilir. Ankara, Ukrayna ile Rusya arasında denge gözetirken, Batı’nın zayıflaması Türkiye’nin elini güçlendirebilir. Ancak Avrupa’daki siyasi istikrarsızlık, Türkiye’nin AB ile ilişkilerini ve ekonomik işbirliğini olumsuz etkileyebilir.