ABD siyasetinde uzun süredir dile getirilen 'odadaki yetişkinler' metaforu, deneyimli danışmanların veya bürokratların, Donald Trump gibi öngörülemez liderleri ılımlı ve kurallara uygun bir çizgide tutacağı varsayımına dayanıyordu. Ancak bu beklenti, siyasetin gerçek işleyişini yanlış okumaktan kaynaklanıyor. Zira siyasi liderler, kendilerini seçen tabana ve kendi ajandalarına karşı sorumludur; atanmış yetkililerin 'akil adam' rolü üstlenmesi ise yapısal olarak zayıf bir varsayımdır. Bu yaklaşım, özellikle 2016 sonrası dönemde hem Cumhuriyetçi Parti içinde hem de küresel piyasalarda sıkça dile getirildi, fakat her seferinde hayal kırıklığıyla sonuçlandı.
Siyasi gerçeklik ve danışmanların sınırları
Trump yönetiminde görev alan birçok deneyimli isim — örneğin eski Savunma Bakanı Jim Mattis, eski Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü John Kelly ve eski Ulusal Güvenlik Danışmanı H.R. McMaster — başlangıçta liderin dürtüsel kararlarını dengeleyecek 'yetişkinler' olarak sunulmuştu. Ne var ki bu kişiler ya görevden alındı ya da kendi istekleriyle ayrıldı. Kurumsal fren mekanizmaları, başkanın yasal yetkileri ve sadakat talespleri karşısında etkisiz kaldı. Örneğin, 2020'de Kuzey Kore ile yaşanan gerilimde danışmanların uyarılarına rağmen sert söylemler sürdürüldü; ticaret savaşlarında ise korumacı adımlar, ekonomik danışmanların itirazlarına rağmen atıldı.
Bu durum yalnızca Trump'a özgü değil. Brexit sürecinde de benzer bir yanılgı yaşandı: 'Teknokratların' yönlendireceği bir Brexit'in mümkün olacağı düşünülüyordu, ancak siyasi irade ve popülist baskılar her türlü rasyonel planı gölgeledi. Siyaset bilimciler, liderlerin karar alma süreçlerinde danışmanların etkisinin sınırlı olduğunu, çünkü nihai hesap verebilirliğin seçmene ait olduğunu vurguluyor.
Küresel ekonomi ve piyasa yansımaları
Bu yanılgı, küresel ekonomide de yankı buluyor. Yatırımcılar ve analistler, Trump'ın korumacı politikalarının 'akıllı danışmanlar' tarafından yumuşatılacağını umarak hareket ettiler; ancak 2018'de Çin'e yönelik gümrük tarifeleri ve ardından gelen ticaret savaşı, bu umudu boşa çıkardı. Piyasalar, siyasi liderin kararlarının kurumsal denge mekanizmalarıyla değil, doğrudan liderin öncelikleriyle şekillendiğini kabul etmek zorunda kaldı. Benzer şekilde, merkez bankalarının bağımsızlığına yönelik siyasi baskılar, 'teknik kadroların' direnç gösterebileceği bir alan olarak görülse de, atamalar ve kamuoyu baskısı bu direnci kırabiliyor.
Ekonomik açıdan bakıldığında, 'odadaki yetişkinler' beklentisi, piyasa oyuncuları için bir tür güvenlik yanılsaması işlevi görüyor. Oysa siyasi riskin asıl kaynağı, liderin kendi tabanına karşı sorumluluğu ve kurumsal sınırlamaların zayıflığıdır. Bu gerçek, özellikle gelişmekte olan ülkeler için de geçerli: otoriter eğilimli liderlerin etrafındaki 'akil adamlar', genellikle ya sisteme entegre olur ya da tasfiye edilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, benzer bir siyasi dinamikle sık sık karşı karşıya. Ekonomi yönetiminde piyasa dostu teknokratların göreve getirilmesi, zaman zaman yatırımcı güvenini tazelemek için bir araç olarak sunuluyor. Ancak bu isimlerin, siyasi iradeyle çatışma halinde ne kadar etkili olabileceği tartışmalı. Nitekim geçmişte Merkez Bankası başkanlarının görevden alınması, kurumsal frenlerin siyasi tercihlere ne kadar tabi olduğunu gösterdi. Türk dış politikası açısından ise, ABD'deki 'yetişkinler' söylemi, Washington'un öngörülemezliğine karşı bir denge unsuru olarak görülse de, bu mekanizmanın zayıflığı, Türkiye'nin stratejik özerklik arayışını haklı çıkarıyor. Küresel ekonomi açısından, liderlerin danışmanlar tarafından dizginlenememesi, ticaret ve yatırım kararlarında belirsizliği artırıyor; Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler için bu durum, dış şoklara karşı kırılganlığı derinleştiriyor.