ABD yönetiminin İran'a yönelik askeri saldırılarının önümüzdeki günlerde de süreceği, Amerikan medyasında yer alan haberlere yansıdı. Middle East Eye'ın canlı blogunda paylaşılan bilgilere göre, Beyaz Saray ve Pentagon kaynakları, İran'ın bölgedeki vekil güçlerine ve doğrudan askeri hedeflerine yönelik operasyonların planlandığı gibi ilerlediğini ve daha geniş çaplı bir çatışmaya dönüşmeden belirli hedeflerin vurulmasının amaçlandığını belirtiyor. Bu gelişme, Ortadoğu'da tansiyonun yeniden yükseldiği bir dönemde yaşanıyor. ABD'nin son haftalarda Irak ve Suriye'de İran destekli milislere yönelik hava saldırıları düzenlediği, Yemen'deki Husilere karşı operasyonlarını yoğunlaştırdığı biliniyor. Medya raporlarına göre, Washington yönetimi İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetlerine karşı kapsamlı bir strateji izliyor.
Saldırıların arka planı ve kapsamı
ABD medyasındaki haberlere göre, Pentagon'un İran'a yönelik operasyonları üç ana eksende ilerliyor: Birincisi, İran'ın İsrail ve Suudi Arabistan gibi müttefiklere yönelik tehditlerine karşı koymak; ikincisi, İran'ın nükleer tesislerine yakın askeri altyapıyı hedef almak; üçüncüsü ise, Kızıldeniz ve Basra Körfezi'nde ticari gemilere yönelik saldırıları önlemek. Özellikle Husilerin Kızıldeniz'deki gemilere yönelik saldırıları, ABD ve İngiltere'nin ortak harekâtlarına yol açmış durumda. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan'ın son brifinglerinde, İran'ın bölgedeki istikrarsızlaştırıcı faaliyetlerine karşı askeri caydırıcılığın sürdürüleceğini vurguladığı aktarılıyor. Öte yandan, İran yönetimi de ABD'ye karşı misilleme tehditlerini artırmış durumda. Tahran yönetimi, Hürmüz Boğazı'nı kapatma ve bölgedeki ABD üslerine füze saldırıları düzenleme seçeneklerini masada tutuyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
ABD-İran arasındaki bu gerilim, sadece Ortadoğu'yu değil, küresel enerji piyasalarını da etkiliyor. Petrol fiyatları son bir ayda yüzde 12 artış gösterdi. Uzmanlar, çatışmanın yayılması halinde bir varil petrolün 100 doların üzerine çıkabileceği uyarısında bulunuyor. Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler, iki ülkeyi itidal çağrısında bulunsa da, taraflar arasındaki görüş ayrılıkları derinleşiyor. Rusya ve Çin, ABD'nin İran'a yönelik yaptırım ve askeri politikalarına karşı çıkarken, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkeleri ise iki ateş arasında kalmış durumda. İsrail ise ABD'nin İran'a yönelik sert tutumunu destekliyor ve kendi güvenliği için tehdit olarak gördüğü Tahran yönetimine karşı ortak harekâttan yana olduğunu sinyaliyor. Bölgedeki diplomatik kaynaklar, ABD'nin İran'a yönelik saldırılarının sadece askeri değil, aynı zamanda psikolojik bir savaş boyutu taşıdığına dikkat çekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran arasındaki bu gerilim, Türkiye'yi birkaç açıdan etkileme potansiyeli taşıyor. Öncelikle, Irak ve Suriye'deki İran destekli milislerin hedef alınması, Türkiye'nin bu ülkelerdeki askeri varlığı ve PKK/YPG ile mücadelesini dolaylı olarak etkileyebilir. İkinci olarak, enerji fiyatlarındaki artış, Türkiye'nin cari açığı ve enflasyonu üzerinde baskı yaratacaktır. Üçüncü olarak, İran ile Türkiye arasındaki ticaret hacmi (2023'te yaklaşık 7 milyar dolar) ve doğalgaz ithalatı (Türkiye'nin doğalgaz ihtiyacının %16'sı) göz önüne alındığında, Ankara'nın Tahran ile diplomatik ve ekonomik ilişkilerini dengelemek zorunda kalması muhtemel. Türkiye, NATO üyesi olarak ABD ile ittifak ilişkisi içinde olsa da, İran'la sınır komşusu olması ve bölgesel istikrarı koruma hedefi, Ankara'yı çatışmanın dışında tutacak dengeli bir politika izlemeye yönlendirebilir.