ABD'nin Basra Körfezi'ndeki kalıcı askeri üs dönemi, onlarca yıllık bir stratejik angajmanın ardından fiilen sona eriyor. Bölgedeki ABD varlığını onlarca yıldır analiz eden uzmanlar, daha önce dile getirilemeyen bir gerçeği artık açıkça ifade ediyor: Amerikan öncü askeri konuşlandırmasının Orta Doğu'daki altın çağı geride kaldı. Başta Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere Körfez ülkelerindeki üslerin statüsü ve geleceği, bölgesel dinamiklerin köklü bir dönüşüm geçirdiğine işaret ediyor.
Gelişmenin arka planı: On yıllar süren stratejik değişim
1991'deki Körfez Savaşı'ndan bu yana ABD, Basra Körfezi'nde devasa bir askeri ayak izi oluşturdu. Suudi Arabistan'da Kral Halid Askeri Şehri, Katar'da El-Udeid Hava Üssü ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde El-Dafra Hava Üssü gibi tesisler, ABD'nin bölgedeki hava operasyonlarının merkezi haline geldi. Bahreyn'deki Beşinci Filo karargahı ise deniz gücünün sembolüydü.
Ancak son yıllarda Washington, askeri kaynaklarını Çin ve Rusya'ya odaklanmak üzere Asya-Pasifik bölgesine kaydırmaya başladı. 2019'da Suudi Arabistan'daki 28 bin askerin büyük kısmı çekildi. Irak'taki ABD varlığı da 2020'deki İran destekli milis saldırılarının ardından ciddi biçimde azaltıldı. Afganistan'dan çekilmenin ardından Körfez'deki üslerin lojistik önemi de sorgulanmaya başlandı.
Uzmanlara göre, ABD'nin Körfez'deki varlığının sona ermesi bir karardan çok kademeli bir gerçeklik haline geldi. Bölge ülkeleri de çok kutuplu bir dünyada Çin ve Rusya ile denge politikası izlemeye yöneldi. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, Pekin ve Moskova ile askeri tatbikatlar yaparken, Katar da enerji diplomasisinde bağımsız bir rota çiziyor.
Bölgesel boyut: Yeni güç dengeleri ve jeopolitik rekabet
ABD'nin askeri boşluğu, hemen bölgesel aktörler tarafından doldurulmaya çalışılıyor. İran, Yemen'deki Husiler ve Irak'taki milisler üzerindeki etkisini artırırken, Rusya Suriye'deki liman ve hava üslerini genişletiyor. Çin ise Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki ilk denizaşırı askeri üssünü inşa etmek için görüşmeler yapıyor.
Öte yandan, İsrail ile Körfez ülkeleri arasındaki İbrahim Anlaşmaları, güvenlik işbirliğinin yeni bir boyutunu oluşturuyor. Ancak İsrail'in İran'a yönelik olası bir askeri operasyon için Körfez hava sahasını kullanma ihtimali, bölge ülkelerini tedirgin ediyor. Suudi Arabistan, İran'la normalleşme sürecini başlatırken, Umman ve Katar arabuluculuk rolleri üstleniyor.
ABD'nin ayrılışı, bölgedeki enerji güvenliği dinamiklerini de değiştiriyor. Hürmüz Boğazı'ndaki geçiş güvenliği artık yalnızca ABD Donanması'nın değil, aynı zamanda bölgesel koalisyonların sorumluluğunda. Çin'in ham petrol ithalatının yüzde 40'ının bu boğazdan geçtiği düşünüldüğünde, Pekin'in Körfez'de daha aktif bir güvenlik rolü üstlenmesi bekleniyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Basra Körfezi'ndeki askeri varlığının sona ermesi, Türkiye için hem fırsatlar hem de riskler barındırıyor. Ankara, Katar'daki askeri üssü sayesinde bölgede önemli bir aktör konumunda. ABD'nin çekilmesi, Türkiye'nin Körfez ülkeleriyle askeri ve ekonomik işbirliğini derinleştirmesine olanak tanıyabilir. Ancak İran ve Rusya'nın bölgedeki nüfuzunun artması, Türkiye'nin çıkarlarıyla çatışma potansiyeli taşıyor. Ayrıca, Körfez'deki enerji ticaret yollarının güvenliği, Türkiye'nin enerji merkezi olma hedefiyle doğrudan ilgili. Ankara'nın, Çin ve Rusya ile rekabet ederken bölgesel dengeleri gözeten çok boyutlu bir strateji izlemesi gerekiyor.