ABD Yüksek Mahkemesi, doğuştan vatandaşlık hakkını (birthright citizenship) dar bir çoğunlukla onaylayarak demokrasi adına önemli bir zafer kazandı. Ancak Yargıç Ketanji Brown Jackson'ın kaleme aldığı muhalefet şerhi, bu kararın aynı zamanda tarihin siyasi amaçlarla silinmeye çalışıldığı bir döneme girildiğine dair bir uyarı niteliği taşıyor. Karar, ülkenin kuruluşundan bu yana uygulanan ve 14. Anayasa Değişikliği ile güvence altına alınan bir hakkın geleceği konusunda belirsizlik yaratırken, Jackson'ın sözleri siyasi kutuplaşmanın derinleştiği bir ortamda yankı uyandırdı.
Doğuştan vatandaşlık krizi ve Yüksek Mahkeme'nin rolü
Doğuştan vatandaşlık, ABD'de doğan herkesin otomatik olarak Amerikan vatandaşı olmasını sağlayan bir ilkedir. Bu ilke, 1868'de kabul edilen 14. Anayasa Değişikliği'nin ilk maddesine dayanır ve İç Savaş sonrasında özgürleşen kölelerin vatandaşlık haklarını güvence altına almak amacıyla getirilmiştir. Ancak son yıllarda, özellikle göçmen karşıtı çevreler, bu hakkın kaldırılması için siyasi ve hukuki baskı oluşturmuştur. Eski Başkan Donald Trump döneminde konu sıkça gündeme gelmiş, hatta Trump yönetimi doğuştan vatandaşlığı sınırlayan bir idari karar çıkarmaya çalışmış ancak mahkemeler tarafından engellenmişti.
Yüksek Mahkeme'nin son kararı, bu hakkın anayasal dayanağını teyit ederken, aynı zamanda mahkemenin siyasi baskılara karşı ne ölçüde dirençli olduğunu da göstermiştir. Ancak Jackson'ın muhalefet şerhi, kararın yalnızca bir başlangıç olduğuna işaret ediyor. Jackson, tarihin siyasi amaçlarla yeniden yazılma çabalarının giderek arttığını ve bu durumun demokratik kurumlar için ciddi bir tehdit oluşturduğunu vurguluyor. Ona göre, doğuştan vatandaşlık gibi temel bir hakkın bile tartışmaya açılması, ülkenin kurucu değerlerinin aşındığının bir göstergesidir.
Küresel boyut ve tarihin yeniden yazılması tehlikesi
Bu gelişme yalnızca ABD için değil, küresel ölçekte de önemli yankılar uyandırmıştır. Doğuştan vatandaşlık, dünyada yalnızca birkaç ülkede uygulanan bir ilkedir ve ABD'nin bu konudaki tutumu, diğer ülkeler için de bir referans noktası oluşturmaktadır. Kanada, Meksika ve Brezilya gibi ülkeler de benzer bir sisteme sahiptir. Ancak Avrupa Birliği ülkelerinin çoğunda vatandaşlık genellikle kan bağına dayanır. ABD'de bu hakkın korunması, ülkenin göçmen kökenli yapısının bir simgesi olarak görülür.
Yargıç Jackson'ın uyarısı, tarihin siyasi amaçlarla çarpıtılmasının sadece ABD'ye özgü bir sorun olmadığına dikkat çekiyor. Dünya genelinde popülist liderler, geçmişi kendi siyasi ajandalarına uygun şekilde yeniden yorumlayarak toplumları kutuplaştırmaktadır. Bu durum, demokratik kurumların meşruiyetini zayıflatmakta ve toplumsal hafızanın silinmesine yol açmaktadır. ABD Yüksek Mahkemesi'nin kararı, bu eğilime karşı bir duruş olarak değerlendirilebilir. Ancak Jackson'ın ifade ettiği gibi, bu sadece geçici bir zaferdir; asıl mücadele, tarihin objektif bir şekilde korunması ve siyasi istismardan arındırılması için verilmelidir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'de doğuştan vatandaşlık hakkının korunması, Türkiye'yi doğrudan ilgilendiren bir gelişme olmasa da, küresel demokrasi ve hukukun üstünlüğü açısından önem taşımaktadır. Türkiye, vatandaşlık konusunda kan bağı esasını benimsemekle birlikte, son yıllarda yatırım yoluyla vatandaşlık gibi farklı uygulamalara da yer vermektedir. Jackson'ın işaret ettiği tarihin siyasi amaçlarla yeniden yazılması tehlikesi, Türkiye'de de zaman zaman farklı siyasi dönemlerde tarih anlatılarının değiştirilmesi şeklinde gözlemlenebilmektedir. Bu nedenle, ABD'deki bu tartışma, Türkiye'de de tarih yazımının tarafsızlığı ve demokratik değerlerin korunması açısından bir uyarı niteliği taşımaktadır.