ABD Yüksek Mahkemesi, Louisiana eyaletindeki bir hapishanede Rastafari inancına sahip bir mahkûmun rastalarının zorla kesilmesiyle ilgili açtığı tazminat davasını reddetti. Mahkeme, hapishane yetkililerinin dini inançlara saygı göstermek zorunda olmadığına hükmetti. Mahkûmun, gardiyanların saçını kesmesinin dini özgürlüklerini ihlal ettiği gerekçesiyle açtığı dava, düşük mahkeme kararlarının ardından temyize taşınmıştı. Yüksek Mahkeme, davacının anayasal bir ihlal olmadığı gerekçesiyle temyiz başvurusunu kabul etmedi.
Gelişmenin arka planı
Olay, 2014 yılında Louisiana Eyalet Hapishanesi'nde yaşandı. Rastafari inancına sahip mahkûm, dini gereği saçını kesmemesi gerektiğini belirtmesine rağmen, hapishane yetkilileri güvenlik gerekçesiyle rastalarını kesti. Mahkûm, bu eyleminin anayasal dini özgürlüklerini ihlal ettiğini belirterek tazminat davası açtı. Alt mahkemeler, hapishane güvenliğinin dini özgürlüklerden önce geldiği gerekçesiyle davayı reddetti. On yıl süren hukuki mücadelede, mahkûm avukatları, dini uygulamaların korunması gerektiğini savundu.
Yüksek Mahkeme, oy çokluğuyla aldığı kararda, hapishane yetkililerinin dini inançlara karşı duyarlı olması gerektiğini ancak güvenlik kaygılarının öncelikli olduğunu vurguladı. Mahkeme, Rastafari inancının kökenlerine de kısaca değindi: Rastafari, 1930'larda Jamaika'da siyahilerin beyaz sömürgeciliğine karşı bir tepki olarak ortaya çıkmış, saçın kesilmemesi gibi bazı dini uygulamalarıyla bilinen bir harekettir.
Bölgesel veya küresel boyut
Karar, ABD'de dini özgürlükler ve cezaevi yönetimi arasındaki hassas dengeyi yeniden gündeme taşıdı. Özellikle Müslüman, Yahudi veya diğer azınlık dinlerine mensup mahkûmların dini uygulamaları, cezaevi güvenliği gerekçesiyle sık sık kısıtlanabiliyor. İnsan hakları örgütleri, Yüksek Mahkeme'nin bu kararının dini azınlıkların haklarını olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulundu. Öte yandan, cezaevi yetkilileri, standartlaştırılmış güvenlik prosedürlerinin uygulanması gerektiğini savunuyor.
Karar, uluslararası alanda da yankı buldu. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi, daha önce benzer durumlarda dini özgürlüklerin korunması gerektiğini belirtmişti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise cezaevlerinde dini uygulamaların makul sınırlar içinde korunması yönünde kararlar almıştı. Bu karar, ABD'nin dini özgürlükler konusundaki tutumunu sorgulatabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu karar, Türkiye'de dini özgürlükler ve cezaevi yönetimi arasındaki denge açısından dolaylı bir emsal teşkil edebilir. Türkiye'de de farklı din ve mezheplerden mahkûmlar bulunmakta; örneğin, başörtüsü veya dini kıyafetler konusunda zaman zaman tartışmalar yaşanmaktadır. Türkiye'nin cezaevi politikalarında dini inançlara saygı ilkesi benimsenmiş olsa da, bu tür bir ABD kararı uluslararası insan hakları normları açısından eleştirilebilir. Türkiye, kendi uygulamalarını bu normlarla uyumlu hale getirirken, ABD'nin bu kararını olumsuz bir örnek olarak değerlendirebilir.