ABD’de Demokratlar, 2024 seçimlerinde Beyaz Saray’ın yanı sıra Temsilciler Meclisi ve Senato’da da çoğunluğu kazanmaları halinde Yüksek Mahkeme’nin üye sayısını dokuzdan on üçe çıkarmayı hedefliyor. Bu plan, Cumhuriyetçiler tarafından ‘mahkeme paketleme’ olarak nitelendirilse de, yazara göre aslında mevcut dokuz kişilik yapının, özellikle son yıllarda Başkan Donald Trump döneminde yapılan atamalarla bozulan ideolojik dengesini yeniden tesis etme girişimi. Trump, görev süresi boyunca üç yargıç atayarak mahkemeyi 6-3’lük muhafazakâr bir çoğunluğa kavuşturdu.
Gelişmenin Arka Planı: Mahkemenin Siyasileşmesi
ABD Yüksek Mahkemesi, başlangıçta tarafsız bir hukuk kurumu olarak tasarlanmış olsa da, özellikle son elli yılda giderek siyasallaştı. 2016’da Başkan Barack Obama’nın adayı Merrick Garland’ın Senato tarafından bloke edilmesi ve 2020’de Yargıç Ruth Bader Ginsburg’un ölümünün hemen ardından Trump’ın Amy Coney Barrett’ı ataması, mahkemenin meşruiyetini sorgulamaya açtı. Demokratlar, bu adımların mahkemeyi ‘siyasi bir araç’ haline getirdiğini savunuyor. Mevcut sistemde, bir yargıç ölene veya emekli olana kadar görevde kalıyor ve bu da siyasi partilere uzun vadeli etki sağlıyor.
Yazara göre, mahkemenin genişletilmesi ‘paketleme’ değil, ‘açma’ anlamına geliyor. Çünkü son yıllarda mahkemeye eklenen üyeler, ideolojik bir denge kurmaktan ziyade muhafazakâr kanadı güçlendirdi. Dört yeni üyenin eklenmesi, mahkemeyi 7-6 veya 8-5 gibi daha dengeli bir kompozisyona kavuşturabilir. Bu hamle, aynı zamanda kamuoyunun mahkemenin tarafsızlığına olan güvenini artırmayı hedefliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Yargı Reformunun Etkileri
ABD’deki bu tartışma, sadece iç hukuk düzenini değil, küresel yargı sistemlerini de etkileyebilir. Yüksek Mahkeme’nin kararları, kürtaj, silah kontrolü, sağlık hizmetleri ve çevre düzenlemeleri gibi konularda tüm dünyaya örnek teşkil ediyor. Mahkemenin siyasileşmesi, diğer ülkelerde de benzer kaygıları artırabilir. Örneğin, Türkiye’de Anayasa Mahkemesi’nin siyasi tartışmaların odağında olması, bu tür yargı reformlarının küresel bir eğilim haline gelebileceğini gösteriyor.
ABD’de yapılacak bir yargı reformu, uluslararası hukuk normlarını da etkileyebilir. Yüksek Mahkeme’nin daha dengeli bir yapıya kavuşması, insan hakları, ticaret hukuku ve uluslararası anlaşmaların yorumlanmasında yeni bir dönem başlatabilir. Ancak bu sürecin ne kadar süreceği ve Demokratların kongrede tam çoğunluğu elde edip edemeyeceği belirsizliğini koruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Yüksek Mahkemesi’nin genişletilmesi tartışması, Türk dış politikası açısından doğrudan bir etki yaratmasa da, küresel yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü bağlamında önem taşıyor. Türkiye, özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uyum konusunda eleştiriler alırken, ABD’deki bu reform eğilimi, yargının siyasi etkilerden arındırılması yönünde bir örnek oluşturabilir. Ayrıca, ABD ile Türkiye arasındaki hukuki işbirliği, özellikle terörizmle mücadele ve adli yardım anlaşmaları kapsamında, ABD yargısındaki değişimlerin bu ilişkilere yansıması muhtemeldir. Küresel anlamda, yargı reformu dalgası, Türkiye’nin de iç hukuk düzenlemelerinde benzer adımlar atması için bir zemin hazırlayabilir.