ABD Yüksek Mahkemesi, yabancı ülkelerdeki insan hakları ihlallerine ilişkin davaların Amerikan mahkemelerinde görülmesini önemli ölçüde sınırlandıran bir karara imza attı. Yüksek mahkeme, Çin'de yasaklanmış bir dini grubun üyelerinin, teknoloji devi Cisco Systems'i Pekin yönetiminin gözetleme faaliyetlerine yardımcı olmakla suçladığı davayı incelemeyi reddetti. Bu karar, yabancı mağdurların ABD'de tazminat talep etmesini zorlaştıran bir emsal teşkil ediyor.
Gelişmenin arka planı
Dava, 2016 yılında, Çin'de yasaklı olan bir dini grubun (Güney Kore merkezli bir Hristiyan topluluğu) üyeleri tarafından açılmıştı. Davacılar, Cisco'nun Çin hükümetine sağladığı ağ ekipmanlarının, grubun üyelerini izlemek için kullanıldığını ve bu sayede yüzlerce kişinin tutuklandığını iddia etti. Cisco ise, ürünlerinin yalnızca genel amaçlı ağ donanımı olduğunu ve Çin yasalarına uygun olarak satıldığını savundu.
Alt mahkemeler, Alien Tort Statute (ATS) adlı 1789 tarihli bir yasaya dayanan davayı reddetti. ATS, ABD mahkemelerine, 'milletler hukukunu' (law of nations) ihlal eden davalarda yetki vermektedir. Ancak Yüksek Mahkeme, 2013'teki Kiobel v. Royal Dutch Petroleum kararında, ATS'nin yabancı ülkelerdeki ihlaller için geçerli olmadığına hükmetmişti. Son karar, bu sınırlamayı daha da pekiştiriyor.
Mahkeme, davayı incelememe gerekçesi olarak, 'dava konusu olayların büyük ölçüde ABD dışında gerçekleştiğini' ve 'ABD mahkemelerinin bu tür davalara bakmasının uluslararası hukukla bağdaşmayacağını' belirtti. Başkan Trump döneminde atanan Yargıç Brett Kavanaugh, konuya ilişkin yazılı bir görüş bildirmezken, liberal kanattan Yargıç Sonia Sotomayor, kararın 'insan hakları ihlallerine karşı hesap verebilirliği baltaladığı' gerekçesiyle muhalefet şerhi koydu.
Karar, özellikle Çin, Suudi Arabistan ve diğer otoriter rejimlerde insan hakları ihlallerine maruz kalan mağdurların ABD'de dava açma umutlarını azalttı. Hukuk uzmanları, kararın yalnızca ATS davalarını değil, aynı zamanda Torture Victim Protection Act (TVPA) gibi diğer yasalara dayanan davaları da etkileyebileceğini belirtiyor.
Bölgesel veya küresel boyut
Bu karar, ABD'nin küresel insan hakları savunuculuğundaki rolüne ilişkin tartışmaları yeniden alevlendirdi. Bir yandan, ABD mahkemelerinin dünyanın dört bir yanındaki insan hakları ihlallerine karşı bir 'son çare' olarak görülmesi, kararla birlikte zayıflamış oldu. Diğer yandan, karar, ABD şirketlerinin yabancı ülkelerdeki faaliyetlerinden doğan hukuki sorumluluklarını önemli ölçüde sınırlandırdı. Özellikle teknoloji şirketleri, otoriter rejimlere ürün satarken daha az hukuki riskle karşı karşıya kalacak. Ancak bu durum, sivil toplum örgütleri tarafından 'etik dışı' olarak nitelendiriliyor.
Karar ayrıca, Çin gibi ülkelerdeki insan hakları ihlallerine karşı uluslararası hukuk yollarının kapanması anlamına geliyor. Çin'de Uygur Türklerine yönelik baskılar veya Hong Kong'daki protestocuların durumu gibi konular, ABD mahkemelerinde artık daha zor dava edilebilecek. Bu, ABD'nin Çin'e yönelik insan hakları odaklı dış politikasının etkisini azaltabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Yüksek Mahkemesi'nin bu kararı, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de küresel insan hakları hukuku açısından önemli bir emsal teşkil ediyor. Türk vatandaşları, geçmişte 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Fethullahçı yapılanmayla bağlantılı olduğu iddia edilen kurumların ABD'deki mal varlıklarına yönelik davalar açmıştı. Bu karar, benzer davaların başarı şansını azaltabilir. Aynı zamanda, ABD ile Türkiye arasında insan hakları konusunda süregelen diplomatik gerilimler düşünüldüğünde, kararın Türkiye'deki insan hakları savunucularının ABD mahkemelerinde tazminat arama yollarını daraltması muhtemeldir. Öte yandan, Türk şirketlerinin ABD'de dava edilme riski de azalmış oluyor; ancak bu durum, hesap verebilirlik açısından olumsuz bir gelişme olarak değerlendirilebilir.