ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump yönetiminin göçmenlik politikalarına bir zafer daha kazandırarak, geçici koruma statüsüne (TPS) sahip yüz binlerce göçmenin bu statüsünün iptal edilebileceğine hükmetti. Muhafazakâr yargıçların 6'ya karşı 3 oyuyla alınan karar, Washington yönetimine yaklaşık 1 milyondan fazla göçmeni sınır dışı etme yetkisi veriyor. Karar, özellikle Orta Amerika ve Haiti gibi ülkelerden gelen göçmenleri etkiliyor. TPS, savaş, doğal afet veya olağanüstü durumlar nedeniyle ülkelerine güvenli bir şekilde dönemeyen yabancı uyruklulara verilen geçici bir statü. Mahkeme, hükümetin bu statüyü sona erdirme yetkisine sahip olduğunu ve bunun keyfi veya kaprisli olmadığını belirtti.
Kararın arka planı ve hukuki süreç
Dava, Trump yönetiminin 2017 ve 2018 yıllarında Haiti, El Salvador, Nikaragua ve Sudan gibi ülkelerden gelen göçmenlerin TPS statülerini sona erdirme kararına karşı açılmıştı. Federal bölge mahkemeleri ve temyiz mahkemeleri, bu kararların ırkçı saiklerle alındığını ve hukuka aykırı olduğunu belirterek iptal etmişti. Ancak Yüksek Mahkeme, hükümetin TPS'yi sona erdirme kararının yargısal denetime tabi olduğunu, ancak bu durumda hükümetin usulüne uygun hareket ettiğine karar verdi. Mahkeme Başkanı John Roberts'ın yazdığı çoğunluk görüşünde, "Göçmenlik hukuku kapsamında hükümete tanınan takdir yetkisi, TPS'nin sonlandırılmasını da içerir. Mahkemeler, bu kararın içeriğini değil, sadece usulünü denetleyebilir" ifadeleri yer aldı. Karşı oy kullanan liberal yargıçlar ise kararın binlerce insanı belirsizliğe sürüklediğini ve aileleri parçalayacağını savundu.
Karar, özellikle El Salvador ve Haiti kökenli göçmenler arasında büyük endişe yarattı. TPS statüsüne sahip yaklaşık 200 bin Salvadorlu ve 50 bin Haitili, şu anda ABD'de yasal olarak bulunuyor. Statüleri iptal edilenler, 18 ay içinde ülkeyi terk etmek zorunda kalacak ya da yasal yollarla kalıcı oturum başvurusu yapabilecek. Ancak birçoğu için bu başvuru yolları sınırlı. Göçmen hakları savunucuları, kararı "insani bir felaket" olarak nitelendirirken, Trump yönetimi kararı "ulusal güvenlik ve hukukun üstünlüğü açısından tarihi bir adım" olarak selamladı.
Küresel ve bölgesel yansımalar
Bu karar, ABD'nin göçmenlik politikalarında sert bir dönüşün işareti olarak değerlendiriliyor. Trump yönetimi, göreve geldiği 2017'den bu yana yasadışı göçle mücadele kapsamında bir dizi önlem aldı: Sınır duvarı inşası, aile içi tutuklama politikaları, mülteci kabulünün sınırlandırılması. Yüksek Mahkeme'nin bu kararı, hükümete göçmenlik konusunda daha geniş yetkiler tanıyarak, gelecekteki benzer hamlelerin önünü açıyor. Karar, Orta Amerika ülkeleri için de ciddi sonuçlar doğuracak. Sınır dışı edilecek göçmenlerin büyük kısmı, şiddet ve yoksulluk nedeniyle ülkelerini terk etmiş kişilerden oluşuyor. El Salvador, Honduras ve Guatemala gibi ülkeler, geri dönen göçmenleri entegre etme kapasitesine sahip değil. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), kararın bölgede insani bir krize yol açabileceği uyarısında bulundu.
Karar ayrıca, ABD'nin uluslararası itibarını da etkileyebilir. ABD, uzun yıllar boyunca dünyanın en cömert mülteci kabul programlarından birine sahipti. Ancak Trump yönetimi döneminde mülteci kabulü yüzde 80'den fazla azaldı. Yüksek Mahkeme'nin bu kararı, ABD'nin uluslararası insan hakları yükümlülüklerine aykırı olduğu gerekçesiyle eleştiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Yüksek Mahkemesi'nin bu kararı, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de küresel göç politikaları açısından önemli bir emsal teşkil ediyor. Türkiye, 4 milyona yakın Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaparken, ABD'nin geçici koruma statülerini sona erdirme kararı, benzer statülerin ne kadar kırılgan olduğunu gösteriyor. Türkiye'nin, Suriyelilere yönelik geçici koruma rejimini sürdürürken, ABD'deki bu hukuki tartışmayı yakından izlemesi gerekiyor. Ayrıca, kararın AB-Türkiye ilişkilerine dolaylı etkisi olabilir; AB, kendi göç politikalarını şekillendirirken bu tür kararları referans alabilir. Türkiye'nin, uluslararası göç hukukundaki bu gelişmeleri dikkate alarak, kendi mevzuatını güçlendirmesi ve mülteci haklarını koruyacak mekanizmaları geliştirmesi stratejik bir öneme sahiptir.