ABD Yüksek Mahkemesi'nin görev performansına yönelik kamu onayı, bağımsız seçmenler arasında keskin bir düşüş gösterdi. Anket sonuçlarına göre, bağımsız seçmenlerin yalnızca küçük bir bölümü mahkemenin çalışmalarını onaylıyor. Genel olarak Amerikalıların yaklaşık üçte biri Yüksek Mahkeme'nin performansını onayladığını belirtiyor. Bu oran, mahkemenin son yıllarda verdiği tartışmalı kararlar ve artan siyasi kutuplaşma ortamında kuruma yönelik güvenin erozyona uğradığını ortaya koyuyor.
Onay Oranındaki Düşüşün Arka Planı
Yüksek Mahkeme, ABD anayasal düzeninde yargı bağımsızlığının simgesi olarak görülür. Ancak son dönemde kürtaj, silah hakları ve idari yetki gibi konularda alınan muhafazakâr eğilimli kararlar, mahkemenin tarafsızlığına dair algıyı sarstı. Özellikle 2022'de Roe v. Wade kararının bozulması, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı ve mahkemenin ideolojik bir yargı organı haline geldiği eleştirilerini beraberinde getirdi. Bağımsız seçmenler, her iki partinin de etkisinden uzak durmaya çalışan bir seçmen kitlesi olarak, mahkemenin kararlarında siyasi motivasyon aradıklarında onaylarını hızla geri çekebiliyor. Bu düşüş, yalnızca bir anket dalgalanması değil, aynı zamanda yargıya duyulan kurumsal güvenin aşınmasının bir göstergesi olarak yorumlanıyor.
Anket verileri, onay oranının partiler arası farklılıklarını da gözler önüne seriyor. Demokratlar arasında onay oranı tarihsel olarak düşükken, Cumhuriyetçiler arasında daha yüksek seyrediyor. Bağımsızlar ise son yıllarda her iki partiden de uzaklaşarak mahkemeye yönelik şüpheci bir tutum sergiliyor. Uzmanlar, bağımsız seçmenlerin mahkemeyi siyasetin bir uzantısı olarak görmeye başladığını ve bu algının onay oranlarına yansıdığını belirtiyor. Mahkemenin meşruiyeti, halkın yargı kararlarına duyduğu saygıya bağlı olduğundan, bu düşüş uzun vadede kurumsal istikrar açısından endişe verici.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD Yüksek Mahkemesi'nin onayındaki düşüş, sadece Amerikan iç siyasetini ilgilendiren bir mesele değil. Küresel ölçekte, liberal demokrasilerde yargı bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü ilkeleri, otoriter eğilimlere karşı direncin temel taşları olarak görülüyor. ABD'de yargıya duyulan güvenin azalması, dünya genelinde demokratik kurumlara yönelik algıyı da etkileyebilir. Özellikle Avrupa ve Latin Amerika'da, yargı reformları ve anayasa değişiklikleri tartışılırken ABD örneği referans alınıyor. Mahkemenin itibar kaybı, otoriter rejimlerin "Batı'da da yargı siyasallaştı" söylemini güçlendirebilir. Ayrıca, ABD'nin uluslararası alanda hukuk devleti savunucusu rolü, içerideki bu erozyondan zarar görebilir. Bu durum, küresel yönetişim ve insan hakları savunuculuğu açısından da bir gerileme sinyali olarak okunabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD Yüksek Mahkemesi'ne yönelik kamuoyu desteğindeki düşüş, Türkiye için doğrudan bir dış politika sonucu doğurmasa da, küresel yargı bağımsızlığı tartışmalarına ışık tutuyor. Türkiye'de yargı reformu ve hukuk devleti konuları sıkça gündeme gelirken, ABD'deki bu erozyon, Batılı demokrasilerin de benzer sorunlarla boğuştuğunu gösteriyor. Bu durum, Türkiye'nin uluslararası alanda hukuk devleti eleştirilerine karşı argüman geliştirmesini kolaylaştırabilir; ancak aynı zamanda demokratik standartların küresel ölçekte gerilediği bir ortamda Türkiye'nin kendi reform sürecini daha da zorlaştırabilir. Jeopolitik olarak, ABD'de yargıya güvenin azalması, ülkenin iç istikrarını ve dış politika tutarlılığını etkileyerek transatlantik ilişkilerde belirsizlik yaratabilir.