Washington yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) yönelik yaptırım kararlarını genişletirken, bu hamle uluslararası toplumda geniş bir tepkiyle karşılandı ancak İsrail tarafından memnuniyetle karşılandı. ABD Başkanı Donald Trump'ın imzaladığı kararname, mahkemenin Amerikan vatandaşları veya müttefikleri hakkında soruşturma yürüten personeline yönelik ekonomik ve seyahat kısıtlamalarını içeriyor. UCM, Rusya'nın Ukrayna'da işlediği savaş suçları da dahil olmak üzere küresel çapta hesap verebilirliği sağlamak için kritik bir rol oynarken, bu yaptırımların mahkemenin işleyişini ciddi şekilde sekteye uğratabileceği belirtiliyor.
Gelişmenin arka planı
ABD'nin UCM'ye yönelik düşmanlığı yeni değil. Washington, 1998'de Roma Statüsü'nü imzalamayı reddetmiş ve 2002'de mahkemenin kurulmasının ardından Amerikan askerlerini ve yetkililerini yargılamayacağına dair ikili anlaşmalar imzalamaya çalışmıştı. Trump yönetimi, 2020'de ilk kez UCM savcısı Fatou Bensouda'ya yaptırım uygulamıştı. Şimdi ise Biden yönetimi bu yaptırımları kaldırmış olsa da, Trump'ın yeniden başkan seçilmesiyle birlikte bu politikalar yeniden gündeme geldi. Son kararname, UCM'nin İsrail'in Gazze'deki operasyonlarına ilişkin soruşturmasına da bir yanıt olarak değerlendiriliyor.
Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler ve insan hakları örgütleri yaptırımları kınarken, uluslararası hukukun temellerini zayıflattığı uyarısında bulundu. UCM Başsavcısı Karim Khan, yaptırımların mahkemenin çalışmalarını engellemeye yönelik olduğunu ve bununla mücadele edeceklerini açıkladı.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu yaptırımlar, uluslararası ceza adaletinin geleceği açısından önemli bir dönüm noktası olabilir. UCM, özellikle Gazze'deki savaş suçları iddiaları ve Ukrayna'daki Rus işgaline ilişkin soruşturmalarla gündemde. ABD'nin bu hamlesi, mahkemenin bağımsızlığını ve etkinliğini doğrudan tehdit ediyor. Öte yandan, İsrail yönetimi yaptırımları memnuniyetle karşılarken, bu durum Washington ile Tel Aviv arasındaki dayanışmayı güçlendiriyor.
Küresel güç dengeleri açısından bakıldığında, ABD'nin UCM'ye yönelik bu tutumu, Çin ve Rusya gibi ülkelerin mahkemeye yönelik eleştirileriyle örtüşüyor ve uluslararası toplumda ikili standartlar tartışmasını alevlendiriyor. UCM'nin yaptırımlara rağmen çalışmalarını sürdürebilmesi, uluslararası hukukun gücünün bir testi olacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin UCM'ye yönelik yaptırımları, Türkiye'yi dolaylı olarak ilgilendiriyor. Türkiye, Roma Statüsü'ne taraf olmamakla birlikte, BM Güvenlik Konseyi kararlarıyla UCM'ye belirli durumları havale edebiliyor. Bu yaptırımlar, uluslararası hukukun evrensel uygulanabilirliği ilkesini zayıflatarak, Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgesel istikrar arayışlarını olumsuz etkileyebilir. Özellikle Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'da yaşanan insan hakları ihlalleri iddialarında mahkemenin caydırıcılığının azalması, Türkiye'nin bölgesel politikalarını doğrudan etkileyebilir. Türkiye, uluslararası hukukun üstünlüğüne vurgu yaparak, bu tür tek taraflı yaptırımların ikili ilişkilerde yeni gerilimlere yol açabileceğini göz önünde bulundurmalıdır.