ABD yönetiminin Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) personeline yönelik yaptırımları, mahkeme yargıçlarının ve ailelerinin hayatlarını “mali bir ölüm cezasına” dönüştürüyor. Mahkeme kaynaklarına göre, Trump döneminde başlatılan ve Biden yönetimi tarafından kısmen devam ettirilen yaptırımlar nedeniyle bazı yargıçlar banka hesaplarına erişemez hale gelirken, uluslararası seyahatleri neredeyse imkânsızlaştı. Yaptırımlar, özellikle Filistin ve Afganistan soruşturmalarını yürüten ICC savcılarına odaklanmış olsa da, mahkemenin tüm üst düzey personelini hedef alan bir caydırıcılık mekanizmasına dönüşmüş durumda.
Arka plan: ICC'ye yönelik yaptırımların tarihi
ABD'nin ICC ile gerilimi, 2020 yılında dönemin Başkanı Donald Trump'ın, mahkemenin Afganistan'daki ABD askerlerine yönelik soruşturmayı başlatmasına tepki olarak yaptırım kararı almasıyla zirveye ulaştı. Trump, ICC Savcısı Fatou Bensouda ve üst düzey yetkili Phakiso Mochochoko'ya vize yasağı ve mal varlığı dondurma cezaları getirdi. Biden yönetimi 2021'de bu yaptırımları hafifletse de, mahkeme personeli üzerindeki psikolojik ve mali baskı sürüyor. Özellikle, yaptırım listesinde adı geçen kişilere ait banka hesapları, uluslararası ödeme sistemlerine erişimleri kesildiği için âdeta 'donduruluyor'.
ICC yargıçları, bu durumu “finansal bir ölüm cezası” olarak nitelendiriyor. Zira yaptırımlar sadece bireyleri değil, aile üyelerini de kapsıyor; eşlerin iş sözleşmeleri feshediliyor, çocukların eğitim masrafları karşılanamıyor. Mahkeme içinde yapılan anketlerde, personelin yüzde 40'ı yaptırımlar nedeniyle işten ayrılmayı düşündüğünü belirtiyor. Bu durum, mahkemenin soruşturma kapasitesini ciddi şekilde zayıflatıyor.
Bölgesel boyut: Ortadoğu ve ötesi
Yaptırımların en somut etkisi, ICC'nin İsrail'in Batı Şeria ve Gazze'deki politikalarına yönelik soruşturmasında hissediliyor. Filistin yönetimi, mahkemeye yaptırım uygulanmasının uluslararası hukukun işleyişini baltaladığını savunurken, ABD yönetimi ise ICC'nin İsrail'e karşı “taraflı” olduğunu öne sürüyor. Uzmanlar, yaptırımların sadece mahkeme personelini değil, aynı zamanda sivil toplum örgütleri ve insan hakları savunucularını da etkilediğine dikkat çekiyor. Örneğin, ICC'ye bilgi sağlayan bazı STK'ların finansmanı ABD yasalarına takılıyor.
Afganistan cephesinde ise, mahkemenin Taliban ve ABD ordusuyla ilgili soruşturmaları neredeyse durma noktasına geldi. Kaynaklar, yaptırımlar nedeniyle tanıkların ifade vermekten çekindiğini ve mahkemenin bölgede etkinlik gösteremediğini belirtiyor. ICC'nin bağımsızlığını tehdit eden bu müdahale, uluslararası toplumda da tartışma yaratıyor. Avrupa Birliği, mahkemenin korunması için diplomatik girişimlerde bulunurken, ABD'nin yaptırım politikasını eleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne taraf olmamakla birlikte, mahkemenin işleyişi üzerindeki ABD yaptırımları, uluslararası hukukun evrenselliğine gölge düşürmektedir. Türkiye'nin özellikle Suriye ve Doğu Akdeniz'deki güvenlik politikaları, ICC'nin soruşturma yetkisiyle doğrudan örtüşmese de, küresel bir emsal oluşturan bu yaptırımlar, Türkiye'nin de dış politikada karşılaşabileceği benzer baskı mekanizmalarına karşı uyanık olmasını gerektiriyor. Ayrıca, ABD'nin uluslararası mahkemelere yönelik bu tutumu, Türkiye'nin uluslararası hukukun üstünlüğüne verdiği desteği sorgulatabilir. Ankara, bağımsız yargıyı hedef alan bu tür altüst edici hamlelerin, küresel istikrarı tehdit ettiğini düşünmektedir.