Geçtiğimiz hafta sonu Amerikan güçleri, İran'ın bir ABD insansız hava aracını (İHA) düşürmesine misilleme olarak İran topraklarındaki radar ve insansız hava aracı üslerine saldırı düzenledi. Saldırılar, Basra Körfezi'ndaki gerilimi tırmandırırken, Kuveyt'in İran yapımı füzeleri havada önlemesi bölgesel güvenliği tehdit eden bir gelişme olarak kayıtlara geçti. ABD Başkanı Donald Trump, tırmanan krize rağmen 'her şeyin yoluna gireceğini' belirterek anlaşma umudunu canlı tutmaya çalışıyor.
Olayların kronolojisi ve tarafların pozisyonları
Çatışma, İran Devrim Muhafızları'nın Hürmüz Boğazı üzerinde seyreden bir ABD keşif İHA'sını düşürmesiyle başladı. Tahran, İHA'nın kendi hava sahasını ihlal ettiğini iddia ederken, Pentagon İHA'nın uluslararası hava sahasında olduğunu savundu. Bu olayın hemen ardından ABD Başkanı Trump, askeri seçenekleri masada tutarak 'orantılı bir yanıt' sözü verdi.
Beyaz Saray'dan yapılan açıklamaya göre, ABD'nin karşılık olarak düzenlediği hava operasyonlarında İran'a ait üç radar sistemi ve iki İHA üssü hedef alındı. Saldırılar gece saatlerinde gerçekleştirilirken, İran'dan herhangi bir can kaybı bildirilmedi. Bununla birlikte, Kuveyt'in İran füzelerini önleme operasyonu, Tahran'ın misilleme amaçlı daha geniş çaplı bir saldırı hazırlığında olduğu yorumlarına neden oldu.
İran Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif, BM Güvenlik Konseyi'ne yaptığı çağrıda Washington'u 'uluslararası hukuku ihlal etmekle' suçlarken, ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Tahran'ın 'provokasyonlarına' karşı 'meşru müdafaa' hakkını kullandıklarını belirtti. Trump ise Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, 'İran'la bir anlaşma her şeyi yoluna koyacak' ifadelerini kullanarak diplomatik çözüme kapıyı açık bıraktı.
Bölgesel ve küresel yansımalar
ABD-İran arasındaki bu son çatışma, 2018'de Trump'ın nükleer anlaşmadan tek taraflı çekilmesiyle başlayan gerilim sarmalının en tehlikeli aşamalarından biri olarak değerlendiriliyor. Hürmüz Boğazı'nın güvenliği, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği bu kritik su yolunun kontrolü açısından hayati önem taşıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi bölge ülkeleri, ABD'nin askeri varlığına destek verirken, Umman ve Irak arabuluculuk çabalarını yoğunlaştırdı.
Avrupa Birliği ise taraflara itidal çağrısında bulunarak, 2015 nükleer anlaşmasının korunması yönündeki çabalarını sürdürüyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Trump ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani ile ayrı ayrı telefon görüşmeleri yaparak gerilimin düşürülmesi için devreye girmeye çalışıyor. Ancak ABD'nin İran'a yönelik yaptırımları ve İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırması, diplomatik çözümü giderek zorlaştırıyor.
Rusya ve Çin ise ABD'yi 'provokasyon' yapmakla suçlarken, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde İran'a yönelik yeni yaptırım kararlarını veto edebileceklerinin sinyalini veriyor. Öte yandan, ABD iç siyasetinde Trump'ın İran politikası hem Demokratlar hem de bazı Cumhuriyetçiler tarafından eleştiriliyor. Eski Başkan Yardımcısı Joe Biden, bu politikaların 'ABD'yi savaşa sürüklediğini' öne sürdü.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem İran ile 535 kilometrelik ortak sınırı hem de enerji bağımlılığı nedeniyle bu çatışmanın en yakından etkilenecek ülkelerden biri konumunda. Olası bir askeri çatışma, Türkiye'nin güneydoğu sınırında güvenlik riskini artırabilir ve bölgeden gelecek göç dalgalarını tetikleyebilir. Ayrıca, Hürmüz Boğazı'nın kapanması petrol fiyatlarını yükselterek Türkiye'nin enerji ithalat maliyetlerini artırabilir. Ankara, bu süreçte hem NATO müttefiki ABD'ye hem de komşusu İran'a karşı dengeli bir politika izlemeye çalışıyor, ancak gelişmeler Türk dış politikasını zorlu bir denge arayışına itiyor.