ABD ve İsrail'in İran'a yönelik askeri operasyonlarının 100. günü geride kalırken, Tahran yönetimi ile Washington arasında son on yılda defalarca anlaşma zemini oluştuğu ancak her seferinde sürecin kesintiye uğradığı ortaya çıktı. 2015 sonrası dönemde başta nükleer müzakereler olmak üzere en az altı farklı diplomatik aşamada tarafların uzlaşmaya çok yaklaştığı, ancak iç siyasi engeller, bölgesel gerilimler ve üçüncü tarafların müdahaleleri nedeniyle anlaşmaların akamete uğradığı belirtiliyor.
Kritik Diplomatik Aşamalar
2015 yılında imzalanan Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP/JCPOA), İran'ın nükleer programını sınırlandırması karşılığında yaptırımların kaldırılmasını öngörüyordu. Ancak 2018'de dönemin ABD Başkanı Donald Trump'ın anlaşmadan tek taraflı çekilmesi, süreci çıkmaza soktu. 2021'de Biden yönetiminin göreve gelmesiyle Viyana'da yeniden başlayan müzakerelerde, 2022 Mart'ında bir metin üzerinde neredeyse mutabakata varılmıştı. Ancak Rusya'nın Ukrayna'ya müdahalesi sonrası değişen jeopolitik dengeler ve İran'ın taleplerini artırması, anlaşmayı son anda rafa kaldırdı.
2023 yılında Çin'in arabuluculuğuyla Suudi Arabistan ve İran arasında varılan normalleşme anlaşması, ABD ile Tahran arasında dolaylı görüşmeleri de canlandırdı. Ağustos 2023'te iki ülke, mahkum takası ve İran'ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılması konusunda anlaştı; bu, yıllar sonraki en somut adımdı. Ancak 7 Ekim 2023'te Hamas'ın İsrail'e yönelik saldırısı ve ardından Gazze'de başlayan savaş, bölgeyi yeniden alevlendirdi ve ABD-İran yakınlaşmasını durma noktasına getirdi.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD ve İran arasındaki her anlaşma girişimi, yalnızca nükleer dosyayı değil, aynı zamanda Irak, Suriye, Yemen ve Lübnan'daki vekalet savaşlarını da doğrudan etkiledi. İran'ın nükleer programının denetlenmesi, petrol piyasalarındaki arz güvenliği ve İsrail'in caydırıcılık kaygıları, ABD karar alıcılarını sürekli olarak iki arada bir derede bıraktı. Özellikle İran'ın uranyum zenginleştirme oranını yüzde 60 seviyesine çıkarması, diplomatik çözüm ihtiyacını her seferinde acil kıldı. Ancak Suudi Arabistan'ın yeni ittifak arayışları, İsrail'in normalleşme adımları ve Çin'in bölgedeki artan etkisi, anlaşma denklemine her defasında yeni değişkenler ekledi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran arasındaki bu kırılgan diplomatik süreç, Türkiye'nin enerji güvenliği ve komşuluk ilişkileri açısından belirleyici öneme sahip. İran ile yaptırım rejimine takılmadan doğal gaz ticareti yapmak zorunda olan Ankara, herhangi bir anlaşmanın bölgesel istikrarı artırarak PKK/YPG gibi terör örgütlerine karşı mücadeleye dolaylı katkı sağlayacağını değerlendiriyor. Ayrıca İran'ın nükleer programının barışçıl denetimi, Türkiye'nin nükleer enerji hedefleri için de emsal teşkil edebilir. Ancak ABD-İsrail ekseninin İran'a yönelik sert askeri seçenekleri masada tutması, Türkiye'yi Irak ve Suriye'de yeni bir kriz senaryosuna karşı hazırlıklı olmaya itiyor.