ABD'de yükseköğrenim maliyeti tartışmaları genellikle yıllık 100.000 dolara varan etiket fiyatları üzerinden yürütülüyor. Ancak eğitim ekonomistleri ve politika uzmanları, bu rakamların üniversitenin gerçek maliyeti ve değeri hakkında neredeyse hiçbir şey söylemediğini belirtiyor. Asıl odaklanılması gereken nokta ise seçkin okulların yüksek ücretleri değil, düşük mezuniyet oranlarına sahip, öğrencilerini yarı yolda bırakan kurumlar.
Seçkin Okullar ve Gerçek Maliyet Algısı
Harvard, Yale, Stanford gibi üniversitelerin yıllık toplam maliyeti 80.000 ila 100.000 dolar arasında değişiyor. Ancak bu okulların büyük çoğunluğu, ihtiyaç sahibi öğrencilere cömert finansal yardım paketleri sunuyor. Örneğin, Harvard'da aile geliri 85.000 doların altında olan öğrencilerden hiçbir ücret alınmıyor. Benzer şekilde, birçok seçkin okul, düşük gelirli öğrencilere borçsuz mezuniyet imkanı sağlıyor. Bu nedenle, yüksek etiket fiyatına rağmen, bu okulların düşük gelirli öğrenciler için gerçek maliyeti oldukça düşük olabiliyor.
Öte yandan, düşük gelirli öğrencilerin bu okullara erişimi sınırlı. Yine de, mezuniyet oranları ve istihdam sonuçları göz önüne alındığında, seçkin okullar öğrencilere yüksek getiri sağlıyor. Örneğin, Ivy League mezunlarının ortalama başlangıç maaşları, diğer okullara kıyasla önemli ölçüde yüksek. Bu da yüksek ön maliyetin uzun vadede telafi edilebileceğini gösteriyor.
Ancak asıl sorun, bu tablonun dışında kalan kurumlarda. ABD'de birçok üniversite, öğrencilere düşük maliyet vaadiyle kapılarını açıyor ancak mezuniyet oranları %30'un altında kalıyor. Bu okullara kaydolan öğrenciler, genellikle borçlanarak eğitim alıyor ve diplomasız ayrıldıklarında bu borçlarını ödeyemiyor. Ülke genelinde öğrenci borçları 1,7 trilyon doları aşmış durumda ve bu borcun önemli bir kısmı, mezun olamayan öğrencilere ait.
Düşük Mezuniyet Oranları ve Ekonomik Sonuçları
ABD Eğitim Bakanlığı verilerine göre, dört yıllık üniversitelerin ortalama mezuniyet oranı %60 civarında. Ancak bu oran, kurumlar arasında büyük farklılıklar gösteriyor. Bazı devlet üniversitelerinde ve kâr amacı güden okullarda mezuniyet oranı %20'lere kadar düşebiliyor. Bu kurumlar, öğrencilere genellikle yüksek faizli kredilerle eğitim finansmanı sağlıyor ve mezuniyet sonrası iş bulma konusunda yeterli destek sunmuyor.
Düşük mezuniyet oranları, sadece bireysel öğrenciler için değil, ülke ekonomisi için de ciddi bir yük oluşturuyor. Diplomasız kalan öğrenciler, genellikle düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda kalıyor ve öğrenci borçlarını ödemekte zorlanıyor. Bu durum, ekonomik hareketliliği azaltıyor ve gelir eşitsizliğini derinleştiriyor. Ayrıca, bu öğrencilerin potansiyel kazanç kaybı, trilyonlarca doları buluyor.
Uzmanlar, politika yapıcıların seçkin okulların yüksek fiyatlarına odaklanmak yerine, düşük mezuniyet oranlarına sahip kurumları mercek altına alması gerektiğini belirtiyor. Bu okulların şeffaflık eksikliği, öğrencileri ve aileleri yanıltıcı vaatlerle cezbediyor. Örneğin, birçok okul, mezunlarının iş bulma oranlarını abartılı gösteriyor veya mezuniyet oranlarını gizliyor. Federal hükümetin, bu tür kurumlara yönelik denetimleri artırması ve öğrencilere daha fazla bilgi sağlaması gerekiyor.
Bazı eyaletler, üniversitelerin mezuniyet oranlarını ve mezunların kazançlarını kamuya açık şekilde raporlamasını zorunlu kılan yasalar çıkardı. Ancak bu uygulamalar henüz ülke genelinde yaygınlaşmadı. Ayrıca, öğrenci kredilerinin affı veya yeniden yapılandırılması gibi konular siyasi tartışmaların merkezinde yer alıyor. Biden yönetimi, öğrenci borçlarının bir kısmını silme girişiminde bulundu ancak bu plan Yüksek Mahkeme tarafından engellendi. Yeni planlar üzerinde çalışmalar devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki üniversite maliyeti tartışması, Türkiye'deki yükseköğrenim politikaları için de dersler içeriyor. Türkiye'de devlet üniversiteleri düşük ücretli ancak vakıf üniversiteleri yüksek ücretlerle öğrenci alıyor. ABD'de olduğu gibi, Türkiye'de de asıl sorun, düşük mezuniyet oranları ve işsizlik. Türkiye'de üniversite mezunlarının işsizlik oranı %13 civarında ve özellikle vakıf üniversitelerinden mezun olan gençler arasında borç yükü artıyor. ABD deneyimi, Türkiye'nin yükseköğrenimde kalite kontrolü ve şeffaflık konusunda adımlar atması gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, öğrenci kredileri ve burs sistemlerinin etkinliği, genç istihdamını doğrudan etkiliyor. Türkiye, ABD'nin hatalarından ders çıkararak, mezuniyet sonrası istihdam odaklı politikalar geliştirebilir.