ABD'nin Ukrayna'ya yönelik askeri ve mali desteğinin azalması, Avrupa'yı Kiev'in en büyük destekçisi konumuna getirdi. Ancak Avrupalılar, Amerikan yardımının tamamen yerini dolduramıyor ve kendi ülkelerinde artan ekonomik ve siyasi baskılarla mücadele ediyor. Avrupa Birliği ülkeleri, Ukrayna'ya 2024 yılı için 50 milyar euroluk bir yardım paketi üzerinde anlaşmaya çalışırken, ABD Kongresi'nde 60 milyar dolarlık ek yardım paketi aylardır onay bekliyor. Bu belirsizlik, Ukrayna'nın savaş alanındaki durumunu zorlaştırırken, Avrupa'nın savunma sanayii ve mali kapasitesi üzerindeki baskıyı artırıyor.
Avrupa'nın Artan Yükü ve Sınırlı Kapasitesi
Avrupa ülkeleri, Ukrayna'ya sağladıkları destekle ABD'nin boşluğunu doldurmaya çalışıyor. Almanya, Fransa, İtalya ve diğer AB üyeleri, Kiev'e silah, mühimmat ve mali yardım sağlama taahhütlerini artırdı. Ancak Avrupa'nın savunma sanayii, uzun yıllar süren yetersiz yatırımlar nedeniyle istenen hızda üretim yapamıyor. Örneğin, AB'nin Ukrayna'ya bir milyon top mermisi sağlama hedefi, üretim kapasitesindeki kısıtlar nedeniyle 2023 sonunda tamamlanamadı. Ayrıca, Avrupa ülkelerinin stokları da erimiş durumda ve yeni siparişlerin teslimi aylar alabiliyor.
Mali yardım konusunda da sorunlar var. AB'nin 50 milyar euroluk paketi, Macaristan'ın veto tehdidi nedeniyle tıkandı. Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Ukrayna'ya yapılan yardımın hesap verebilirliğini sorguluyor ve her yıl yeniden onaylanmasını istiyor. Bu durum, AB'nin karar alma mekanizmasındaki zayıflığı gözler önüne seriyor. Öte yandan, Avrupa ülkeleri kendi bütçe açıkları ve enflasyonla mücadele ederken, Ukrayna'ya ayırdıkları kaynaklar iç kamuoyunda tepkilere yol açabiliyor. Özellikle çiftçiler ve bazı sektörler, Ukrayna'dan gelen ucuz ürünlerin kendi pazarlarını olumsuz etkilediğini belirterek protestolar düzenliyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Transatlantik İlişkilerde Aşınma
ABD'nin Ukrayna konusundaki isteksizliği, transatlantik ilişkilerde derin bir güven krizine işaret ediyor. Washington'un önceliklerini Asya-Pasifik'e kaydırması ve özellikle Donald Trump'ın olası ikinci başkanlık döneminde ABD'nin NATO'ya verdiği desteğin sorgulanması, Avrupa başkentlerinde endişeyle izleniyor. Avrupa, kendi savunma kapasitesini güçlendirmek için "stratejik özerklik" söylemini daha sık dile getirse de, ABD'siz bir güvenlik mimarisinin kısa vadede mümkün olmadığı açık. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Avrupa'nın savunma harcamalarını artırması gerektiğini vurgularken, ABD'nin Avrupa'daki askeri varlığının caydırıcılık için hayati olduğunu belirtiyor.
Küresel ekonomi açısından bakıldığında, Ukrayna savaşı enerji fiyatları, tahıl arzı ve tedarik zincirleri üzerinde dalgalanmalara yol açmaya devam ediyor. Avrupa'nın Rus enerjisinden kopma çabaları, enerji maliyetlerini yapısal olarak yükseltmiş durumda. Özellikle Almanya gibi sanayi ağırlıklı ekonomiler, rekabet gücünü korumakta zorlanıyor. Savaşın uzaması, Avrupa'nın yeniden silahlanma çabaları ile sosyal harcamalar arasında bir denge kurmasını gerektiriyor. Bu durum, AB'nin mali kurallarının esnetilmesi ve ortak borçlanma gibi tartışmaları yeniden gündeme getirebilir.
Önümüzdeki dönemde, ABD Kongresi'ndeki yardım paketinin akıbeti ve Avrupa'nın kendi taahhütlerini yerine getirme kapasitesi, Ukrayna'nın direncini belirleyecek. Avrupa, yalnız kaldığı bu dönemde hem askeri hem de ekonomik olarak daha fazla sorumluluk almak zorunda. Ancak iç siyasi dengeler ve kamuoyu desteği, bu sorumluluğun sürdürülebilirliğini sınırlayabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Ukrayna savaşında denge politikası izleyerek hem Ukrayna'ya destek veriyor hem de Rusya ile ilişkilerini koruyor. ABD'nin desteğini azaltması ve Avrupa'nın yalnız kalması, Türkiye'nin arabuluculuk rolünü daha da önemli hale getirebilir. Tahıl koridoru anlaşması gibi girişimlerde Türkiye'nin oynadığı kritik rol, Batı ile Rusya arasında bir köprü olma konumunu güçlendiriyor. Öte yandan, Avrupa'nın savunma harcamalarını artırması, Türk savunma sanayii için ihracat fırsatları yaratabilir. Ancak savaşın uzaması, Türkiye'nin enerji ithalatı ve ticaret yolları üzerinden ekonomik risklerini de artırıyor. Türkiye, Batı'nın Ukrayna konusundaki bölünmüşlüğünden faydalanarak kendi stratejik özerkliğini pekiştirebilir.