Avrupa Birliği (AB), ABD'nin Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) yetkililerine yönelik son yaptırım kararını eleştirerek Washington'a geri adım çağrısında bulundu. AB, yaptığı açıklamada uluslararası hukuka ve kurallara dayalı uluslararası düzene olan sarsılmaz bağlılığını yeniden teyit etti. ABD'nin bu adımı, UCM'nin Afganistan ve Filistin soruşturmalarına misilleme olarak görülüyor ve uluslararası adalet sistemine yönelik endişeleri artırıyor.
Yaptırımların Arka Planı ve AB'nin Tepkisi
ABD yönetimi, UCM savcıları ve yargıçlarına yönelik ekonomik yaptırımlar ve vize kısıtlamaları içeren bir dizi önlem açıkladı. Bu yaptırımlar, UCM'nin ABD askerlerinin Afganistan'daki olası savaş suçlarına ilişkin soruşturma başlatması ve Filistin topraklarındaki durumla ilgili incelemelerini genişletmesine bir yanıt olarak geldi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, yaptığı yazılı açıklamada, "AB, UCM'nin bağımsızlığını ve tarafsızlığını desteklemeye devam ediyor. ABD'nin yaptırım kararından derin endişe duyuyoruz ve bu kararın geri alınması çağrısında bulunuyoruz" ifadelerini kullandı. Borrell, UCM'nin uluslararası hukukun temel taşlarından biri olduğunu vurgulayarak, mahkemenin çalışmalarının engellenmemesi gerektiğini belirtti. AB ülkeleri, UCM'nin Roma Statüsü'ne taraf olup, mahkemenin bağımsızlığına büyük önem veriyor. ABD ise Roma Statüsü'ne taraf değil ve uzun süredir UCM'nin yargı yetkisini tanımıyor.
ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, Nisan 2021'de eski Başkan Donald Trump döneminde uygulanan yaptırımların bir kısmını kaldırmıştı, ancak son karar ilişkilerde yeni bir gerilim hattı oluşturdu. UCM Savcısı Karim Khan, yaptırımların mahkemenin bağımsızlığına yönelik ciddi bir tehdit olduğunu ve soruşturmaları etkilemeye çalıştığını söyledi. Khan, "Bu yaptırımlar, adalet arayışındaki kurbanların sesini susturma girişimidir" dedi. AB, BM Güvenlik Konseyi'nde de konuyu gündeme getireceğini bildirdi.
Uluslararası Hukuk ve Küresel Yansımalar
ABD'nin UCM'ye yönelik yaptırımları, uluslararası hukuk düzenine yönelik bir meydan okuma olarak değerlendiriliyor. Birçok hukukçu ve insan hakları örgütü, bu adımın uluslararası adalet sistemini zayıflatacağı uyarısında bulunuyor. İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) sözcüsü, "Yaptırımlar, UCM'nin savaş suçları ve insanlığa karşı suçları soruşturma kapasitesini kısıtlıyor. Bu, küresel adalet için geriye dönüşü olmayan bir darbe olabilir" açıklamasını yaptı. AB'nin tepkisi, transatlantik ilişkilerde bir çatlak olarak yorumlanıyor. ABD'nin müttefikleri arasında bile bu karara yönelik eleştiriler var. Almanya ve Fransa, yaptırımların uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunuyor. Öte yandan, Rusya ve Çin gibi ülkeler, ABD'nin tutumunu çifte standart olarak eleştiriyor ve UCM'nin bağımsızlığının korunması gerektiğini vurguluyor. UCM, 2002'de kurulduğundan bu yana en büyük meşruiyet krizlerinden birini yaşıyor. Mahkeme, 123 üye ülke tarafından destekleniyor ancak ABD, Çin ve Rusya gibi büyük güçler taraf değil. Yaptırımlar, UCM'nin operasyonel kabiliyetini sınırlayabilir ve soruşturmaları yavaşlatabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, UCM'ye taraf olmamakla birlikte, uluslararası hukuka ve adalete verdiği önemi sık sık vurguluyor. ABD'nin UCM'ye yönelik yaptırımları, Türkiye'nin de içinde bulunduğu bölgede adalet ve hesap verebilirlik ilkelerine gölge düşürebilir. Özellikle Filistin soruşturması bağlamında, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği destek göz önüne alındığında, UCM'nin zayıflatılması Ankara'nın bölgesel adalet arayışını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, yaptırımların uluslararası hukuku erozyona uğratması, Türkiye'nin çok taraflılık vurgusuyla çelişiyor. Türkiye, diplomatik kanallarda AB'nin çağrısını destekleyerek, uluslararası kurumların bağımsızlığının korunması gerektiğini savunabilir. Bu gelişme, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde yeni bir denge unsuru olarak ortaya çıkabilir.