ABD yönetimi, Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne (UCM) yönelik kapsamlı yeni yaptırımlar uygulama kararı aldı. Başkan Donald Trump'ın göreve gelmesinin ardından hız kazanan bu hamle, Washington ile Lahey merkezli mahkeme arasındaki gerilimi yeni bir boyuta taşıdı. Yaptırımlar, UCM yetkililerinin ABD'deki mal varlıklarının dondurulması ve seyahat yasakları gibi önlemleri içeriyor. Karar, ABD'nin uluslararası adalet sistemine yönelik tutumunu sertleştirdiği şeklinde yorumlanıyor.
Yaptırımların arka planı
ABD'nin UCM'ye yönelik yaptırım tehdidi yeni değil. 2020 yılında dönemin Başkanı Trump, UCM savcısı ve diğer üst düzey yetkililere yaptırım uygulamıştı. Ancak Joe Biden döneminde bu yaptırımların bir kısmı kaldırılmıştı. Trump'ın ikinci döneminde ise yaptırımlar yeniden gündeme geldi ve bu kez daha geniş kapsamlı bir şekilde uygulamaya konuldu. Yaptırımların gerekçesi olarak, UCM'nin ABD askerlerini ve müttefiklerini soruşturma kapsamına alması gösteriliyor. Özellikle Afganistan'daki savaş suçları iddialarına ilişkin soruşturma, Washington'ın tepkisini çekiyor. Ayrıca UCM'nin İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu hakkında tutuklama emri çıkarma girişimi, ABD'nin müttefikini koruma refleksiyle birleşerek yaptırımların hızlanmasına yol açtı.
UCM, 2002 yılında Roma Statüsü ile kuruldu. ABD, Roma Statüsü'ne taraf değil. Dolayısıyla UCM'nin ABD vatandaşları üzerinde yargı yetkisi iddiası, Washington tarafından egemenlik ihlali olarak değerlendiriliyor. Trump yönetimi, UCM'nin "siyasallaştığını" ve "ABD'ye ve müttefiklerine karşı silah haline getirildiğini" savunuyor. Bu çerçevede yaptırımlar, UCM'nin operasyonel kapasitesini zayıflatmayı amaçlıyor. Yaptırımlar kapsamında mahkemenin üst düzey isimlerinin yanı sıra, UCM'ye mali destek sağlayan kuruluşlar da hedef alınabiliyor.
Küresel yankılar ve hukuki tartışmalar
ABD'nin yaptırım kararı, uluslararası hukuk çevrelerinde endişeyle karşılandı. UCM yetkilileri, yaptırımların mahkemenin bağımsızlığını ve tarafsızlığını tehdit ettiğini belirtiyor. İnsan hakları örgütleri, ABD'nin bu adımını "adaletten kaçış" olarak nitelendiriyor. Öte yandan, bazı ülkeler ABD'nin tutumunu desteklerken, Avrupa Birliği üyeleri UCM'ye desteklerini yineledi. Yaptırımların, UCM'nin savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar konusundaki soruşturmalarını yavaşlatabileceği belirtiliyor. UCM'nin halihazırda Ukrayna, Gazze, Sudan gibi çatışma bölgelerinde yürüttüğü soruşturmalar bulunuyor. ABD'nin yaptırımları, bu soruşturmalarda delil toplanmasını ve tanık korunmasını olumsuz etkileyebilir. Hukukçular, yaptırımların UCM'nin meşruiyetine kalıcı zarar verebileceği uyarısında bulunuyor.
ABD'nin UCM'ye yönelik tutumu, uluslararası ceza adaleti sistemine yönelik daha geniş bir meydan okuma olarak görülüyor. Trump yönetimi, "America First" politikası doğrultusunda, uluslararası kurumlara karşı mesafeli duruşunu sürdürüyor. Bu bağlamda yaptırımlar, ABD'nin çok taraflılığa olan güvensizliğinin bir yansıması olarak değerlendiriliyor. UCM ise yaptırımlara rağmen görevini sürdüreceğini açıkladı. Mahkeme, taraf devletlerden ve sivil toplumdan destek arayışında.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, UCM'ye taraf değil. Ancak ABD'nin UCM'ye yönelik yaptırımları, uluslararası hukuk düzeninin geleceği açısından Türkiye'yi de yakından ilgilendiriyor. Türkiye, son yıllarda uluslararası kurumlarda reform çağrısı yapıyor ve çok taraflılığın güçlendirilmesini savunuyor. ABD'nin UCM'yi hedef alması, küresel adalet mekanizmalarının zayıflamasına yol açabilir. Bu durum, Türkiye'nin de dahil olduğu bölgesel çatışmalarda hesap verebilirlik açığını derinleştirebilir. Öte yandan, Türkiye'nin UCM'ye taraf olmaması, doğrudan bir yaptırım riski taşımadığı anlamına geliyor. Ancak ABD'nin uluslararası kurumlara yönelik tek taraflı adımları, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde gerginlik yaratabilecek bir faktör olarak öne çıkıyor.