Başkan Donald Trump’ın iklim değişikliğine yönelik şüpheci tutumu ve ABD’yi Paris İklim Anlaşması’ndan çekme kararına rağmen, ülke iklim projelerine milyarlarca dolar akıtmaya devam ediyor. The Independent tarafından yapılan bir analiz, iklim eyleminin – ister fosil yakıtlardan daha ucuz hale gelen yenilenebilir enerji yatırımları, ister yeni altyapı projelerinin iklime dayanıklı hale getirilmesi olsun – artık küresel ekonominin ayrılmaz bir parçası haline geldiğini ortaya koyuyor. Bu yatırımlar, herhangi bir liderin siyasi gündeminden bağımsız olarak devam ediyor.
Yenilenebilir enerjinin yükselişi ve ekonomik gerçekler
Analiz, ABD’de özellikle rüzgar ve güneş enerjisi yatırımlarının Trump yönetimi altında bile arttığını gösteriyor. Bunun temel nedeni, yenilenebilir enerji maliyetlerinin kömür ve doğalgaza göre önemli ölçüde düşmesi. Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, güneş enerjisi maliyeti son on yılda %90 oranında azaldı. Bu ekonomik gerçek, özel sektörün ve eyalet hükümetlerinin fosil yakıtlardan bağımsız olarak temiz enerjiye yönelmesine neden oluyor. Örneğin, Teksas gibi geleneksel olarak petrol ve doğalgaza bağımlı eyaletler bile rüzgar enerjisinde lider konuma geldi.
Bunun yanı sıra, federal teşviklerin azalmasına rağmen, eyalet düzeyindeki yenilenebilir enerji portföy standartları ve karbon fiyatlandırma mekanizmaları yatırımları canlı tutuyor. Kaliforniya, New York ve diğer birçok eyalet, 2030’a kadar %100 temiz elektrik hedefleri belirlemiş durumda. Bu hedefler, rüzgar ve güneş çiftliklerine, batarya depolama tesislerine ve akıllı şebeke teknolojilerine milyarlarca dolarlık yatırımı beraberinde getiriyor.
Altyapıda iklim direnci ve küresel boyut
İklim değişikliğinin etkileri – sel, yangın, kasırga – daha sık ve yıkıcı hale geldikçe, ABD hükümeti ve özel sektör, altyapı projelerini iklime dayanıklı hale getirmek için büyük harcamalar yapıyor. Örneğin, sahil şeritlerinde yükselen deniz seviyesine karşı koruma duvarları inşa ediliyor, yollar ve köprüler aşırı hava olaylarına dayanacak şekilde yeniden tasarlanıyor. Bu yatırımlar, sadece çevresel değil, aynı zamanda ekonomik bir zorunluluk olarak görülüyor; çünkü iklim felaketlerinin maliyeti her yıl milyarlarca doları buluyor.
Küresel ölçekte de benzer bir eğilim var. Çin, Avrupa Birliği ve Hindistan gibi büyük ekonomiler, fosil yakıt sübvansiyonlarını azaltırken yenilenebilir enerjiye ve yeşil altyapıya yatırım yapıyor. Paris Anlaşması hedefleri doğrultusunda, birçok ülke 2050’ye kadar net sıfır emisyon taahhüdünde bulundu. Bu taahhütler, siyasi liderlerin değişmesinden etkilenmiyor; çünkü iklim değişikliğinin etkileri sınır tanımıyor ve ekonomik fırsatlar (yeşil işler, enerji bağımsızlığı) siyasi iradeyi besliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, enerji ihtiyacının büyük kısmını ithal fosil yakıtlarla karşılayan bir ülke olarak, yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırmalı. ABD’deki bu eğilim, küresel yenilenebilir enerji maliyetlerinin düşmeye devam edeceğini ve bu teknolojilere erişimin kolaylaşacağını gösteriyor. Türkiye’nin güneş ve rüzgar potansiyeli yüksek; bu alanlara yapılacak yatırımlar, hem enerji bağımlılığını azaltabilir hem de iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sağlayabilir. Ayrıca, ABD’nin iklim politikalarındaki süreklilik, küresel karbon fiyatlandırması ve yeşil finansman mekanizmalarının artacağına işaret ediyor; Türkiye’nin bu sürece hazırlıklı olması gerekiyor.