ABD'nin toplam ulusal borcu, Hazine Bakanlığı'nın Çarşamba günü açıkladığı verilere göre ilk kez 40 trilyon doları aştı. Bu rakam, Kongre Bütçe Ofisi'nin (CBO) yıl sonuna ilişkin 39 trilyon dolarlık tahminini geride bırakarak, hükümetin artan borçlanma ihtiyacı, yükselen faiz maliyetleri ve uzun vadeli yükümlülüklerdeki artışın bir sonucu olarak kaydedildi. Söz konusu eşik, dünyanın en büyük ekonomisinde mali sürdürülebilirlik endişelerini yeniden gündeme getirdi.
Borçtaki hızlı artışın arka planı
ABD Hazine Bakanlığı'nın günlük verilerine göre, toplam kamu borcu Salı günü itibarıyla 40,05 trilyon dolara ulaştı. Bu, ülke tarihinde ilk kez böyle bir seviyeye çıkıldığını gösteriyor. Söz konusu artış, özellikle son yıllarda uygulanan genişletici mali politikalar, pandemi dönemindeki devasa teşvik paketleri ve artan savunma harcamalarıyla hız kazandı. Aynı zamanda, ABD'nin borçlanma maliyetleri de Federal Rezerv'in faiz oranlarını yükseltmesiyle birlikte önemli ölçüde arttı.
Kongre Bütçe Ofisi'nin (CBO) daha önceki tahminleri, 2024 mali yılı sonunda borcun 36 trilyon dolar civarında olacağını öngörüyordu. Ancak gerçekleşen rakam, bu tahminlerin oldukça üzerinde seyrediyor. Uzmanlar, artan borç yükünün uzun vadede ekonomik büyümeyi yavaşlatabileceği, yatırımları olumsuz etkileyebileceği ve gelecek nesiller için mali yük oluşturacağı konusunda uyarıyor.
Borçtaki bu artışın temel nedenleri arasında; sosyal güvenlik ve Medicare gibi zorunlu harcama kalemlerindeki büyüme, vergi gelirlerinin beklentilerin altında kalması ve faiz ödemelerinin bütçe içindeki payının giderek artması gösteriliyor. Özellikle faiz ödemeleri, 2023 yılında 1 trilyon doları aşarak savunma harcamalarını bile geride bıraktı.
Küresel ekonomik etkiler ve kırılganlıklar
ABD'nin artan borç yükü, yalnızca iç ekonomiyi değil, aynı zamanda küresel finansal istikrarı da yakından ilgilendiriyor. ABD Hazine tahvilleri, dünya genelinde en güvenli yatırım araçlarından biri olarak kabul ediliyor; ancak borcun kontrolsüz bir şekilde artması, bu güveni sarsabilir. Özellikle gelişmekte olan ülkeler için ABD faiz oranları ve doların değeri, kendi para birimleri ve borç yükümlülükleri üzerinde doğrudan etkili.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve diğer kuruluşlar, ABD'nin mali dengesizliğinin küresel ekonomi için bir risk oluşturduğunu defalarca dile getirmişti. Yüksek borç seviyeleri, uzun vadede faiz oranlarını yukarı çekerek dünya genelinde yatırım maliyetlerini artırabilir ve büyümeyi olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, jeopolitik gerilimlerle bağlantılı olarak ABD'nin mali kırılganlığı, küresel dolar rezerv sistemine yönelik sorgulamaları da beraberinde getiriyor.
Öte yandan, ABD'nin borç tavanı krizleri ve hükümet kapanma riskleri, finansal piyasalarda dalgalanmalara yol açabiliyor. Siyasi kutuplaşmanın yoğun olduğu Washington'da bütçe müzakerelerinin zaman zaman tıkanması, ülkenin borç ödeme kabiliyetine ilişkin endişeleri artırıyor. Bu durum, kredi derecelendirme kuruluşlarının ABD'nin notunu düşürmesine bile neden olmuştu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin artan borç yükü ve bunun sonucunda oluşan küresel ekonomik belirsizlikler, Türkiye ekonomisi üzerinde doğrudan etkili olabilecek gelişmeler içeriyor. Türkiye, dış ticaretinin ve finansman ihtiyacının önemli bir bölümünü dolar ve avro cinsinden yürütüyor. ABD'deki yüksek faiz oranları, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışına neden olabilir ve Türk lirası üzerinde baskı oluşturabilir. Ayrıca, ABD'nin mali sürdürülebilirliğine ilişkin endişelerin küresel risk iştahını azaltması, Türkiye'nin dış finansmana erişimini zorlaştırabilir. Bu nedenle, Türkiye'nin makroekonomik politikalarını şekillendirirken ABD borç dinamiklerini yakından izlemesi ve olası şoklara karşı dirençli bir yapı oluşturması büyük önem taşıyor.