New York Times (NYT), Trump yönetimi döneminde ABD’nin Karayipler ve Doğu Pasifik’te düzenlediği tekne çarpmalarına ilişkin kapsamlı bir araştırma yayımladı. Araştırmaya göre, 2017-2020 yılları arasında bu saldırılarda en az 100 kişi hayatını kaybetti. NYT ulusal güvenlik muhabiri Eric Schmitt, sayıların ne anlama geldiğini ve operasyonların boyutunu açıkladı. ABD Sahil Güvenlik ve Deniz Kuvvetleri’ne ait botlar, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele adı altında balıkçı teknelerine ve küçük gemilere çarparak batmalarına neden oldu. Olayların çoğu, yüksek hızlı takipler sırasında meydana geldi.
Artan Ölü Sayısının Arkasındaki Operasyonlar
NYT’nin araştırması, ABD’nin uyuşturucuyla mücadele stratejisinin bir parçası olarak “agresif taktikler” kullandığını ortaya koydu. Özellikle Karayip Denizi ve Doğu Pasifik’teki uluslararası sularda, ABD botlarının kaçakçı olduğu düşünülen teknelere rampa yaparak çarptığı belirtiliyor. Bu çarpmalar sonucu tekneler parçalanırken, içindeki göçmenler ve balıkçılar da dahil olmak üzere birçok kişi boğularak can verdi. Schmitt, “Bu saldırıların amacı uyuşturucu akışını engellemek olsa da, can kayıpları BM deniz hukuku ve insan hakları normlarını ihlal ediyor” dedi. ABD yönetimi ise operasyonların yasal olduğunu savunuyor.
NYT’nin elde ettiği belgelere göre, saldırıların büyük kısmı 2020 yılında yoğunlaştı. O dönemde ABD’nin bölgeye gönderdiği ek donanma unsurları, kaçakçılara yönelik baskıyı artırdı. Ancak bu baskı, çarpma olaylarının sayısını da yükseltti. Örneğin, 2020 Nisan ayında bir ABD botu, Dominik Cumhuriyeti açıklarında bir balıkçı teknesine çarparak 13 kişinin ölümüne neden oldu. Olayın ardından ABD, soruşturma başlatıldığını duyurdu, ancak herhangi bir cezai kovuşturma yapılmadı.
Küresel Tepkiler ve Bölgesel Boyut
Bu saldırılar, Karayipler ve Latin Amerika ülkelerinde büyük tepki çekti. Dominik Cumhuriyeti, Haiti ve Küba gibi ülkeler, ABD’nin bölgede artan askeri varlığını eleştirerek, uluslararası hukuka aykırı eylemlerin durdurulmasını talep etti. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Konseyi de konuyu gündemine alarak, ABD’den detaylı bir rapor istedi. Öte yandan, uyuşturu kaçakçılığıyla mücadele eden ABD’li yetkililer, bu operasyonların caydırıcılık sağladığını ve binlerce kilogram kokainin ele geçirilmesini sağladığını iddia ediyor. Schmitt ise, “Ölü sayısındaki artış, bu stratejinin sorgulanmasına neden oluyor” diye ekliyor. Olaylar, ABD’nin uluslararası sulardaki güç kullanımı konusunda tartışma yaratırken, bölge ülkeleri kendi deniz güvenliklerini artırma arayışına girdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, uluslararası deniz hukuku ve insan haklarına saygı konusunda hassas bir duruş sergiliyor. Bu tür olaylar, deniz yetki alanlarına ve uluslararası hukuka müdahaleyi meşrulaştırma potansiyeli taşıdığı için Türk dış politikası açısından endişe vericidir. Ege ve Doğu Akdeniz’de benzer müdahaleci eylemlerin emsal teşkil edebileceği düşünülürse, ABD’nin bu uygulamaları Türkiye’nin deniz güvenliği ve egemenlik hakları dolaylı olarak etkileyebilir. Ayrıca, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede etkin yöntemler geliştiren Türkiye, bu tür agresif taktiklerin alternatiflerini değerlendirmek durumunda kalabilir. Küresel ölçekte ise bu olaylar, ABD’nin uluslararası sulardaki güç kullanımına yönelik eleştirileri artırarak, deniz güvenliği politikalarında yeni düzenlemeleri gündeme getirebilir.