ABD ekonomisinde şirket kârları, çalışanların ücretlerinin milli gelirden aldığı payın gerilemesiyle birlikte, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana en yüksek seviyesine ulaştı. Yeni açıklanan verilere göre, vergi öncesi şirket kazançları, savaş sonrası dönemin en yüksek seviyesine çıkarken, emek gelirlerinin toplam milli gelir içindeki payı tarihi düşüş yaşıyor. Bu durum, ekonomik toparlanmanın kazanımlarının eşitsiz dağıldığını ortaya koyarken, işçi sınıfının satın alma gücü üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. Uzmanlar, bu eğilimin sürdürülemez olduğunu ve sosyal huzursuzluğu tetikleyebileceği konusunda uyarıyor.
Kârların yükselişi, ücretlerin gerilemesi
ABD Ticaret Bakanlığı'nın verilerine göre, ülkedeki şirketlerin vergi öncesi kârları, 2024 yılının ilk çeyreğinde yıllık bazda yüzde 10 artarak rekor kırdı. Bu artış, özellikle teknoloji ve enerji sektörlerindeki dev şirketlerin fiyat artışlarını ve maliyet düşürme stratejilerini yansıtıyor. Ancak aynı dönemde, çalışan ücretleri ve yan haklar dahil olmak üzere toplam işçi ödemeleri, milli gelirin sadece yüzde 55'ine kadar geriledi; bu oran 1947'den bu yana en düşük seviye olarak kayıtlara geçti.
Bu gelişmelerin arka planında, işgücü piyasasındaki yapısal değişiklikler ve şirketlerin otomasyona yönelmesi etkili. Pandemi sonrası tedarik zincirlerinde yaşanan aksamalar, şirketlerin maliyetleri düşürme çabalarını hızlandırırken, teknoloji yatırımları işgücüne olan bağımlılığı azalttı. Özellikle imalat ve perakende sektörlerinde, robotik sistemlerin ve yapay zeka destekli yazılımların kullanımı arttı. Bu durum, düşük vasıflı işçilerin pazarlık gücünü zayıflatırken, kurumsal kâr marjlarını yukarı çekti.
Ekonomistler, ücret artışlarının enflasyonla mücadelede yavaş kalmasının da bu eşitsizliği derinleştirdiğini belirtiyor. Merkez bankasının faiz artırımlarına rağmen, fiyatlar hala yüksek seyrederken, nominal ücretler bu artışı telafi edemiyor. Refinitiv verilerine göre, reel ücretler son iki yılda yüzde 5 erirken, şirket hisse senetleri ve kârlılık endeksleri rekor tazelemeye devam ediyor.
Küresel boyut: benzer eğilimler gelişmiş ekonomilerde de görülüyor
Bu tablo yalnızca ABD'ye özgü değil; benzer eğilimler Avrupa, Japonya ve diğer gelişmiş ekonomilerde de izleniyor. Küresel ölçekte şirket kârları, finansal kriz sonrası dönemde sürekli bir yükseliş trendi yakalamış durumda. Örneğin, Euro Bölgesi'nde de işgücü gelirlerinin GSYİH içindeki payı son yirmi yılın en düşük seviyelerine inerken, büyük şirketlerin kârlılıkları yükseliyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) raporlarına göre, küresel ölçekte gelir adaletsizliği artarken, bu durum siyasi istikrar ve toplumsal barış için risk oluşturuyor.
Uzmanlar, bu gidişatın sürdürülemez olduğunu dile getiriyor. Yüksek kâr marjlarına rağmen, tüketici talebindeki yavaşlama, şirketlerin gelecekteki büyüme beklentilerini tehdit ediyor. Aynı zamanda, işçi ücretlerindeki baskı, borçlanma ve yoksulluk oranlarını artırarak sosyal refah sistemleri üzerinde ek yük oluşturuyor. IMF, küresel ekonomik görünüm raporunda, ülkelerin gelir dağılımı politikalarını güçlendirmesi ve işgücü piyasalarında asgari ücret düzenlemeleri gibi önlemler alması gerektiğini vurguluyor.
Öte yandan, bazı ekonomistler bu durumun geçici olduğunu, pandemi sonrası dengelenmenin bir parçası olduğunu savunuyor. İşverenlerin karşılaştığı işe alım zorlukları, özellikle hizmet sektöründe ücretlerin artmasına neden olabilir. Ancak mevcut veriler, işçi payındaki düşüşün on yıllık bir eğilimin parçası olduğunu ve derinleşerek devam ettiğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu gelişme, Türkiye ekonomisi için iki açıdan önem taşıyor. Öncelikle, küresel şirket kârlarındaki artış, Türkiye'deki ihracatçı firmaların rekabet gücünü etkileyebilir; düşük birim işgücü maliyetleri nedeniyle Türk ürünleri görece avantajlı hale gelebilir. Ancak, küresel ücret artışlarının baskılanması, gelişmiş ülkelerdeki tüketici talebini zayıflatarak Türkiye'nin ihracat pazarlarını daraltabilir. İkinci olarak, benzer eğilimler Türkiye'de de gözleniyor; emek gelirlerinin milli gelir içindeki payı son yıllarda düşerken, bu durum gelir adaletsizliğini artırıyor. Türkiye'nin sürdürülebilir büyüme sağlayabilmesi için, üretkenlik artışını teşvik edecek yapısal reformları, kapsayıcı büyüme politikalarıyla eşgüdüm içinde uygulaması gerekiyor.