ABD'de 8 Kasım ara seçimleri yaklaşırken, anketler seçmenlerin iklim krizi konusunda adaylardan daha fazla bilgi almak istediğini ortaya koyuyor. Ancak kampanyalarda iklim değişikliği neredeyse tamamen göz ardı ediliyor. Bu durum, siyasi stratejistlerin 'iklim sessizliği' olarak adlandırdığı bir olguya işaret ediyor. Salıncak eyaletlerdeki hem Demokrat hem Cumhuriyetçi seçmenler, iklim krizinin etkilerini yaşıyor ve çözüm duymak istiyor, fakat adaylar bu konudan kaçınıyor.
İklim krizi seçmenin gündeminde
Yapılan kamuoyu yoklamaları, Amerikalıların büyük çoğunluğunun iklim değişikliği konusunda endişe veya alarm duyduğunu gösteriyor. Bu endişe, sadece kıyı bölgelerinde veya büyükşehirlerde değil, ülkenin dört bir yanında, kırmızı ve mavi eyaletlerde de hissediliyor. Seçmenler, siyasi liderlerin iklim krizini nasıl çözeceğini öğrenmek istiyor. Örneğin, aşırı hava olayları, orman yangınları, kuraklık ve sel gibi iklimle bağlantılı felaketlerin sıklaşması, konunun önemini artırıyor. Buna rağmen, ara seçim kampanyalarında iklim değişikliği nadiren dile getiriliyor. Adaylar, ekonomik kaygılar, enflasyon, sağlık ve suç gibi konulara odaklanmayı tercih ediyor. Uzmanlar, bunun nedenleri arasında iklim konusunun kutuplaşmış bir mesele haline gelmesi, bazı danışmanların iklimi 'zehirli' bir konu olarak görmesi ve seçmen davranışını etkilemede yetersiz olduğuna inanılması olduğunu belirtiyor.
Ancak araştırmalar, iklim değişikliğinin seçmen tercihlerinde belirleyici olabileceğini gösteriyor. Özellikle genç seçmenler, iklim eylemini bir oy verme kriteri olarak görüyor. Çevre örgütleri ve aktivistler, adayları iklim konusunda sessiz kalmakla eleştiriyor ve bu tutumun seçmenleri sandığa gitmekten alıkoyabileceği uyarısında bulunuyor. Demokrat Parti içinde de bazı isimler, partinin iklim konusunda daha cesur bir söylem geliştirmesi gerektiğini savunuyor. Cumhuriyetçi Parti'de ise iklim değişikliğini sorgulayan veya küçümseyen bir söylem hakim. Bu nedenle, Cumhuriyetçi adayların iklim konusunu gündeme getirmesi beklenmiyor. Ancak bazı Cumhuriyetçi seçmenlerin de iklim etkilerinden endişe duyduğu ve çözüm aradığı biliniyor.
Küresel iklim diplomasisi ve ABD'nin rolü
ABD, dünyanın en büyük ikinci sera gazı emisyonu kaynağı olarak küresel iklim mücadelesinde kritik bir konumda. Başkan Joe Biden yönetimi, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli adımlar attı; Paris Anlaşması'na geri dönüldü ve Enflasyonu Azaltma Yasası (Inflation Reduction Act) ile temiz enerjiye büyük yatırımlar yapıldı. Ancak ara seçimlerde iklim konusunun geri plana itilmesi, ABD'nin uluslararası iklim taahhütlerinin sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri yaratıyor. Kasım ayındaki seçimlerde Cumhuriyetçilerin Kongre'de çoğunluğu ele geçirmesi halinde, iklim politikalarının sekteye uğrayabileceği ve Biden'ın taahhütlerinin zayıflayabileceği endişesi var. Bu durum, küresel iklim müzakerelerinde ABD'nin güvenilirliğini etkileyebilir. Öte yandan, seçmenlerin iklim talebi ile siyasetçilerin sessizliği arasındaki uçurum, demokrasilerde temsil sorununu gözler önüne seriyor. İklim krizi, sadece çevresel değil, aynı zamanda ekonomik ve güvenlik boyutları olan bir mesele olarak, seçim kampanyalarının merkezinde yer almayı hak ediyor. Ancak mevcut tablo, iklimin siyasi arenada yeterince temsil edilmediğini gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki ara seçimlerde iklim değişikliğinin göz ardı edilmesi, küresel iklim diplomasisini doğrudan etkiliyor. ABD'nin iklim taahhütlerinden geri adım atması, Paris Anlaşması hedeflerine ulaşılmasını zorlaştırabilir ve Türkiye gibi iklim değişikliğinden derinden etkilenen ülkeler için risk oluşturur. Ayrıca, ABD'nin temiz enerji yatırımları ve yeşil teknoloji pazarlarındaki liderliği, Türkiye'nin yeşil dönüşümü ve ticaret ilişkileri açısından önemli. Seçim sonuçlarına göre ABD'nin iklim politikalarında yaşanabilecek bir istikrarsızlık, küresel karbon fiyatlandırması ve yeşil finansman akışlarını da etkileyebilir. Türkiye, iklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası işbirliğinin sürekliliğini savunmalı ve ABD'deki siyasi dalgalanmalara rağmen kendi iklim hedeflerini kararlılıkla sürdürmeli.