ABD Adalet Bakanlığı (DOJ), Çarşamba günü yaptığı açıklamada, Çin vatandaşlarının Amerika Birleşik Devletleri'nde kalıcı oturma statüsü kazanmalarını sağlayan ve federal savcıların 'çok milyon dolarlık evlilik dolandırıcılığı planı' olarak nitelendirdiği 10 yıllık bir komploya karıştığı iddia edilen 11 kişi hakkında suç duyurusunda bulundu. New York Güney Bölgesi'nde açılan iddianameye göre, şebeke üyeleri sahte evlilikler düzenleyerek ABD göçmenlik sistemini sistematik olarak istismar etti. Soruşturmanın, ülke genelinde yasadışı göçmenlik ve sahtecilik faaliyetlerine karşı yürütülen geniş çaplı bir operasyonun parçası olduğu belirtildi.
10 Yıllık Planın Perde Arkası
İddianameye göre, sanıklar 2014 ile 2024 yılları arasında, ABD vatandaşlarıyla sahte evlilikler yoluyla en az 100 Çin vatandaşının yeşil kart almasına yardımcı oldu. Plan, evlilik başvurularının ABD Vatandaşlık ve Göçmenlik Hizmetleri (USCIS) tarafından onaylanması için gerekli olan sahte belgeler, sahte ortak yaşam kanıtları ve mülakatlara hazırlık süreçlerini içeriyordu. Savcılar, organizatörlerin her bir başvuru için 50.000 ila 80.000 dolar arasında ücret aldığını ve toplamda birkaç milyon dolar gelir elde ettiğini iddia ediyor.
Federal yetkililer, New York, New Jersey, Kaliforniya ve Teksas'ta yapılan eş zamanlı baskınlarda 11 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınanlar arasında, şebekenin lideri olduğu düşünülen ve hem ABD hem de Çin vatandaşlığına sahip olan iki kişinin yanı sıra, sahte evliliklerde 'eş' olarak rol alan ABD vatandaşları da bulunuyor. 'Evlilik ajanları' olarak adlandırılan bu kişilere, her sahte evlilik için 10.000 ila 15.000 dolar ödendiği kaydedildi.
İddianamede, sanıkların göçmenlik başvurularında gerçek dışı beyanlarda bulunmak, vizelerde sahtecilik yapmak ve para aklamakla suçlandığı belirtildi. Ayrıca, şebeke üyelerinin, müşterilerin ABD'deki 'eşleriyle' birlikte ikamet ettiklerini gösteren sahte kira sözleşmeleri, faturalar ve hatta fotoğraflar hazırladıkları ifade edildi. Hükümet, bu tür suçların cezasının 5 ila 20 yıl arasında değişebileceğini vurguladı.
Göçmenlik Sisteminin Açıkları ve Ulusal Güvenlik Riskleri
Bu dava, ABD göçmenlik sisteminin sahtecilik ve istismara ne kadar açık olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Yetkililer, özellikle evlilik yoluyla yeşil kart başvurularının, göçmenlik yetkililerinin kaynaklarını zorlayan ve suistimale açık bir alan olduğunu kabul ediyor. USCIS, bu tür vakalarla mücadele etmek için son yıllarda DNA testleri, rastgele ev ziyaretleri ve sosyal medya incelemeleri gibi ek doğrulama yöntemleri uygulamaya koydu.
Uzmanlar, sahte evliliklerin yalnızca göçmenlik sistemine zarar vermekle kalmayıp, aynı zamanda ciddi ulusal güvenlik riskleri oluşturabileceğine dikkat çekiyor. Göçmenlik avukatı Rachel Yang, 'Bu tür planlar, istihbarat teşkilatlarının ve kolluk kuvvetlerinin takibini zorlaştıran sahte kimlikler yaratıyor. Ayrıca, organize suç örgütlerinin ve hatta yabancı istihbarat servislerinin bu kanalları kullanarak ülkeye sızmasına olanak tanıyabilir' dedi.
ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS) verilerine göre, son beş yılda evlilik vizesi başvurularında yüzde 30'luk bir artış yaşandı. Bu artışın bir kısmının, özellikle Çin ve diğer Asya ülkelerinden gelen varlıklı bireylerin, ülkedeki iş fırsatlarından ve eğitim imkânlarından yararlanma isteğinden kaynaklandığı düşünülüyor. Ancak bu durum, sahte evlilik endüstrisinin de büyümesine zemin hazırladı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD ile vize ve göçmenlik konularında önemli bir iş birliği yürütüyor. Bu dava, sahte evliliklerin yalnızca ABD'ye özgü bir sorun olmadığını, küresel bir fenomen olduğunu gösteriyor. Türk vatandaşlarının da benzer yöntemlere başvurduğu biliniyor. Bu durum, Türkiye'nin ABD ile ilişkilerinde zaman zaman gerginliklere yol açabiliyor. Türk hükümetinin, göçmenlik sahtekârlığıyla mücadele konusunda ABD'li yetkililerle daha yakın iş birliği yapması, iki ülke arasındaki güven bağlarını güçlendirebilir. Ayrıca, bu tür vakalar, Türk vatandaşlarının ABD vize başvurularında daha sıkı incelemelere tabi tutulmasına neden olabilir; bu da Türkiye'nin uluslararası imajı açısından dikkate alınması gereken bir faktördür.