ABD Posta Servisi (USPS), Cuma günü geç saatlerde yayınlamaya hazırlandığı yeni bir kuralla, eyaletlerin postayla gönderilen oy pusulalarını teslim etmek karşılığında federal hükümete seçmen bilgilerini sağlamasını zorunlu kılıyor. Bu düzenleme, federal mahkemelerin aldığı ihtiyati tedbir kararlarına rağmen hayata geçiriliyor. Yeni kural, 2024 başkanlık seçimleri öncesinde postayla oy kullanma sürecini etkileyecek önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Posta Servisi yetkilileri, düzenlemenin seçim güvenliğini artırmayı amaçladığını savunurken, eleştirmenler bu hamlenin oy kullanma hakkını kısıtlayacağını ve federal hükümetin eyaletler üzerindeki baskısını artıracağını öne sürüyor.
Yeni kuralın getirdikleri ve tartışmalar
USPS'in yayınlamaya hazırlandığı nihai kural, eyaletlerin postayla oy pusulası taleplerini işleme koyarken, seçmenlerin ad, adres ve doğum tarihi gibi bilgilerini federal hükümete bildirmesini şart koşuyor. Bu bilgilerin, oy pusulalarının doğru kişilere ulaştırılmasını sağlamak amacıyla kullanılacağı belirtiliyor. Ancak federal mahkemeler, bu kuralın Anayasa'ya aykırı olabileceği ve eyaletlerin egemenlik haklarını ihlal edebileceği gerekçesiyle birden fazla ihtiyati tedbir kararı aldı. Buna rağmen Posta Servisi, kuralı yayınlamakta kararlı görünüyor.
Uzmanlar, bu düzenlemenin özellikle postayla oy kullanma oranının yüksek olduğu eyaletlerde ciddi sorunlara yol açabileceğini belirtiyor. Kaliforniya, Washington ve Oregon gibi eyaletlerde seçmenlerin büyük bir kısmı posta yoluyla oy kullanıyor. Yeni kuralın bu eyaletlerdeki seçim süreçlerini yavaşlatması ve seçmen katılımını olumsuz etkilemesi bekleniyor. Ayrıca, seçmen bilgilerinin federal hükümetle paylaşılmasının gizlilik endişelerini de beraberinde getirdiği ifade ediliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu gelişme, ABD'deki seçim güvenliği tartışmalarını yeniden alevlendirdi. Eski Başkan Donald Trump'ın 2020 seçimlerinde postayla oy kullanma yöntemine yönelik asılsız iddiaları, bu konuyu siyasi bir krize dönüştürmüştü. Yeni kural, Trump'ın destekçilerinin seçim güvenliğine ilişkin endişelerini gidermeyi amaçlasa da, sivil toplum örgütleri ve Demokrat Parti yetkilileri bu düzenlemenin seçmen haklarını kısıtlayıcı bir nitelik taşıdığını savunuyor. Özellikle azınlık grupların ve düşük gelirli seçmenlerin postayla oy kullanmaya daha fazla bağımlı olduğu düşünüldüğünde, bu kuralın eşitsizlikleri derinleştirebileceği endişesi dile getiriliyor.
Küresel ölçekte ise, ABD'nin seçim süreçlerine ilişkin bu tür düzenlemeleri, demokrasi standardı açısından uluslararası toplumda yakından izleniyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki seçim gözlemcileri, ABD'deki bu tür uygulamaların örnek alınmaması gerektiğini belirtiyor. Seçimlerin güvenliği ile seçmenlerin oy kullanma hakkı arasında denge kurulması gerektiği vurgulanıyor. Bu süreç, ABD'nin demokrasiye olan bağlılığının bir göstergesi olarak da değerlendiriliyor; ancak mevcut kuralın bu bağlılığı zayıflattığı yorumları yapılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki bu gelişme, Türkiye'nin dış politikasını doğrudan etkileyecek bir nitelik taşımıyor. Ancak, ABD'nin iç siyasetindeki bu tür kutuplaşmalar, küresel siyasi istikrarı etkileyebilir ve Türkiye'nin uluslararası ilişkilerinde dolaylı sonuçlar doğurabilir. Özellikle, ABD'nin seçim güvenliği konusundaki tartışmaları, demokrasi ve insan hakları konularında uluslararası kamuoyunda oluşturduğu algıyı etkileyebilir. Türkiye, kendi seçim süreçlerinde güvenilirliği artırmak için bu tür gelişmeleri yakından izlemeli ve seçim mevzuatını uluslararası standartlara uygun şekilde güncellemelidir. Ayrıca, ABD'deki seçim süreçlerinin uzun vadede küresel ekonomi ve güvenlik dinamiklerini etkilemesi beklenir; bu nedenle Türkiye'nin bu süreçleri dikkatle takip etmesi önem taşımaktadır.