ABD askeri doktrini, subaylara açıkça yasadışı emirleri reddetme konusunda net bir kural sunar: Bu tür emirleri yerine getirmeyi reddedin. Ancak doktrin, yasal görünen bir eylemin ordunun hizmet ettiği anayasal yapıyı tehdit etmesi durumunda karşılaştırılabilir bir kural sunmuyor. Bu durumda ilk tepki ne reddetme ne de istifa oluyor; daha ziyade müzakereci bir sürtünme ortaya çıkıyor.
Askeri Doktrinde Yasadışı Emirler ve Boşluk
ABD ordusunun temel doktrin belgeleri, askerlerin yasadışı emirleri reddetme yükümlülüğünü açıkça belirtir. Örneğin, Uniform Code of Military Justice (UCMJ) ve çeşitli kara, deniz ve hava kuvvetleri yönetmelikleri, açıkça yasadışı bir emri yerine getirmenin suç teşkil ettiğini vurgular. Askeri personel, savaş suçu işlemeyi emreden bir üstten gelen talimatı reddetmekle yükümlüdür. Bu, Nürnberg duruşmalarından bu yana uluslararası hukukun da bir parçasıdır.
Ancak aynı doktrin, yasal olarak kabul edilen ancak anayasal düzeni tehdit edebilecek emirler için benzer bir rehberlik sunmaz. Örneğin, bir başkanın siyasi bir rakibini tutuklamak için orduyu kullanması ya da seçim sonuçlarını geçersiz kılmak için askeri güç konuşlandırması durumunda ne yapılmalıdır? Bu tür emirler açıkça yasadışı olmayabilir çünkü yasalarda boşluklar bulunabilir veya başkanın geniş yetkileri olabilir. Askeri personel, böyle bir durumda ne yapacağına dair net bir kurala sahip değildir.
Bu boşluk, askeri etik ve anayasal hukuk uzmanları tarafından uzun süredir tartışılmaktadır. Bazıları, askerlerin sadece yasadışı emirleri değil, aynı zamanda anayasal değerleri ihlal eden emirleri de sorgulaması gerektiğini savunur. Ancak bu, askeri itaatsizlik ve disiplinsizlik riskini artırabilir. Diğerleri ise askerlerin siyasi yargılarda bulunmasının tehlikeli olduğunu, çünkü bunun askeri vesayete yol açabileceğini belirtir.
Müzakereci Sürtünme: Yeni Bir Kavram mı?
Özet metinde geçen "müzakereci sürtünme" (deliberative friction) kavramı, askeri personelin yasal ama anayasal açıdan sorunlu bir emirle karşılaştığında yaşadığı içsel ve kurumsal çatışmayı ifade eder. Bu, emri hemen reddetmek yerine, emrin sonuçlarını, anayasal sonuçlarını ve olası alternatifleri değerlendirme sürecidir. Bu sürtünme, askeri bürokrasi içinde yavaşlamaya, ek hukuki incelemelere veya emrin uygulanmasının geciktirilmesine yol açabilir.
Bu kavram, özellikle son yıllarda ABD'de yaşanan siyasi kutuplaşma ve başkanlık yetkilerinin sınırlarına dair tartışmalar bağlamında önem kazanmıştır. 2020 seçimleri sonrası bazı çevreler, ordunun seçim sonuçlarını etkilemek için kullanılabileceği endişesini dile getirmişti. O dönemde üst düzey askeri yetkililer, ordunun siyasete karışmayacağını açıklamıştı. Ancak bu tür açıklamalar, kurumsal bir kuraldan ziyade kişisel inisiyatife dayanıyordu.
Askeri hukuk uzmanları, bu boşluğun kapatılması için yeni düzenlemeler öneriyor. Örneğin, subaylara anayasal bir emirle karşılaştıklarında hukuki danışmanlık alma ve gerekirse üstlerine danışma hakkı tanınması gibi mekanizmalar tartışılıyor. Ancak bu tür değişiklikler, askeri hiyerarşiyi zayıflatabilir ve emir komuta zincirini sarsabilir.
Öte yandan, bu tartışma sadece ABD ile sınırlı değil. NATO üyesi ülkelerde de benzer sorunlar yaşanabilir. Askeri personelin, hükümetlerin anayasal düzeni tehdit eden eylemlerine karşı nasıl davranması gerektiği evrensel bir sorudur. Uluslararası hukuk, askerlerin insanlığa karşı suçları işlemeyi reddetme hakkını tanır, ancak anayasal düzeni koruma yükümlülüğü konusunda net değildir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD ordusundaki bu tartışma, Türkiye için de dolaylı olarak önem taşıyor. Türk Silahlı Kuvvetleri, tarihsel olarak siyasi krizlerde rol almış bir kurumdur. 1960, 1971, 1980 ve 1997 müdahaleleri, askeri vesayetin anayasal düzen üzerindeki etkisini göstermiştir. ABD'de yasal ama anayasal açıdan sorunlu emirlerin nasıl ele alınacağına dair bir doktrin geliştirilmesi, NATO içinde ortak bir anlayış oluşmasına katkı sağlayabilir. Ayrıca, Türkiye'nin kendi askeri hukukunda da benzer bir boşluk olup olmadığı tartışılmalıdır. Askeri personelin, anayasal düzeni koruma adına hangi durumlarda emirlere direnebileceği, demokrasinin sağlığı açısından kritik bir konudur.