Washington'un 'Önce Amerika' (America First) politikası, Tayvan'ın en büyük stratejik varlığı olan demokratik uzlaşı kültürünü ve ekonomik istikrarını tehdit ediyor. ABD'nin Tayvan'dan pazar erişimi, yarı iletken teknolojisine yatırım ve savunma harcamalarını artırma yönündeki talepleri, adada siyasi kutuplaşmayı derinleştirerek Tayvan'ın en çok ihtiyaç duyduğu anda ortak zemini bulma yeteneğini aşındırıyor. Uzmanlar, bu baskıların Tayvan'ı güçlendirmek yerine zayıflattığı uyarısında bulunuyor.
ABD Talepleri ve Tayvan'ın İkilemi
ABD yönetimi, son dönemde Tayvan'a yönelik üç temel taleple öne çıkıyor: daha fazla Amerikan ürününe pazar erişimi, Tayvanlı yarı iletken devlerinin ABD'de üretim yatırımı yapması ve savunma harcamalarının gayrisafi yurtiçi hasılanın %3'üne çıkarılması. Bu talepler, Tayvan'ın ekonomik ve güvenlik öncelikleriyle doğrudan çatışıyor. Özellikle yarı iletken sektörü, Tayvan'ın 'kutsal dağları koruyan' (silicon shield) stratejisinin merkezinde yer alıyor. Tayvan, dünya ileri yarı iletken üretiminin yaklaşık %90'ını elinde bulundurarak küresel teknoloji tedarik zincirinde vazgeçilmez bir konumda. Ancak ABD'nin baskısıyla Tayvanlı şirketlerin ABD'de fabrika kurma zorunluluğu, bu stratejik avantajın erozyona uğrama riskini beraberinde getiriyor.
Öte yandan savunma harcamalarının artırılması talebi, Tayvan'ın zaten kırılgan olan siyasi dengesini daha da geriyor. Muhalefet partileri, bu taleplerin Tayvan'ı ABD-Çin rekabetinde bir piyon haline getirdiğini savunurken, iktidardaki Demokratik İlerleme Partisi (DPP) ise güvenlik için ABD ile işbirliğinin kaçınılmaz olduğunu vurguluyor. Bu durum, Tayvan toplumunda derin bir bölünme yaratıyor ve ortak bir ulusal strateji oluşturulmasını engelliyor.
Zamanlama Krizi: Seçimler ve Çin Baskısı
Kritik olan, bu taleplerin Tayvan'ın iç siyasetinde seçim dönemine denk gelmesi. Ocak 2024'te yapılan başkanlık seçimlerinde DPP adayı William Lai, Çin'e karşı mesafeli duruşuyla kazandı. Ancak muhalefet, Lai yönetimini ABD'nin taleplerine fazla taviz vermekle suçluyor. Yaklaşan yerel seçimler ve 2028 genel seçimleri öncesinde, ABD'nin ekonomik ve savunma talepleri, Tayvan'ın iç siyasetini daha da kutuplaştırıcı bir unsur haline gelmiş durumda. Uzmanlara göre, Tayvan'ın ulusal çıkarını koruyabilmesi için iç uzlaşıya ihtiyacı var; ancak ABD'nin baskıcı yaklaşımı tam tersi etki yaratıyor.
Çin ise bu durumu fırsat bilerek Tayvan'a yönelik askeri ve ekonomik baskısını artırıyor. Tayvan Boğazı'nda sıklaşan Çin askeri tatbikatları, adanın güvenlik endişelerini derinleştiriyor. Tayvan, bir yandan ABD'nin taleplerini karşılamaya çalışırken diğer yandan Çin'in artan tehdidiyle baş etmeye çalışıyor. Bu iki cepheli baskı, Tayvan'ın manevra alanını daraltıyor.
Küresel Tedarik Zinciri ve Ekonomik Yansımalar
Tayvan'ın yarı iletken üstünlüğü, sadece ada ekonomisi için değil, küresel ekonomi için de hayati önem taşıyor. ABD'nin talepleri doğrultusunda Tayvanlı çip üreticilerinin (TSMC gibi) ABD'de yatırım yapması, kısa vadede Tayvan'ın teknolojik liderliğini zayıflatabilir. Uzun vadede ise bu durum, küresel çip tedarikinde Tayvan'ın ağırlığını azaltarak Çin'e karşı bir denge unsuru olma özelliğini kaybetmesine yol açabilir. Ekonomistler, Tayvan'ın 'silikon kalkanı'nın aşınmasının, bölgesel güvenlik dengesini de olumsuz etkileyeceği görüşünde.
Ayrıca, ABD'nin pazar erişimi talepleri, Tayvan'ın tarım ve gıda güvenliği politikalarını da tehdit ediyor. Tayvan, ABD'den domuz eti ithalatındaki kısıtlamaları kaldırması yönünde baskı altında. Bu durum, Tayvanlı çiftçilerin geçim kaynaklarını riske atarken, gıda egemenliği tartışmalarını da beraberinde getiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin 'Önce Amerika' politikası çerçevesinde Tayvan'a yönelik baskıları, Türkiye için dolaylı ama önemli dersler içeriyor. Türkiye de zaman zaman ABD'nin tek taraflı talepleriyle karşılaşıyor; örneğin savunma alımları (S-400) ve ekonomik yaptırımlar konusunda. Tayvan örneği, bir ülkenin stratejik varlıklarını (Türkiye için savunma sanayii veya Boğazlar) korurken müttefiklik ilişkilerinde denge gözetmesi gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, yarı iletken tedarik zincirindeki olası bir kırılma, Türkiye'nin teknoloji ithalatını ve ekonomik istikrarını da etkileyebilir. Türkiye, çok kutuplu dünyada kendi ulusal çıkarlarını korumak için benzer baskılara karşı dayanıklılık geliştirmeli.