ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, ulusal güvenlik politikasında köklü bir değişikliğe imza atarak, ‘radikal sol terörizm’ ile küresel ölçekte mücadele edeceğini açıkladı. Bu kapsamda yayımlanan Ulusal Güvenlik Başkanlık Memorandumu (NSPM-7), ABD’nin terörle mücadele stratejisinde önemli bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor. Söz konusu memorandum, önceki yönetimlerin ağırlıklı olarak dış kaynaklı terör tehditlerine odaklanan yaklaşımından ayrılarak, iç politikada ve küresel düzeyde ‘radikal sol’ örgütleri hedef alan yeni bir güvenlik çerçevesi çiziyor.
NSPM-7'nin Arka Planı ve Kapsamı
Memorandum, Trump’ın ikinci döneminin ilk aylarında imzalandı. Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi tarafından hazırlanan NSPM-7, ‘radikal sol terörizm’i ABD’nin ulusal çıkarlarına yönelik en büyük tehditlerden biri olarak tanımlıyor. Belgede, özellikle ‘AFA’ (Antifa) ve benzeri grupların yanı sıra, iklim aktivistleri, göçmen hakları savunucuları ve sendikal hareketler gibi geniş bir yelpazedeki örgütler ‘terör’ kategorisine dahil ediliyor. Uzmanlar, bu tanımın önceki yönetimlerin yalnızca El Kaide, IŞİD gibi cihatçı gruplara odaklı terörle mücadele anlayışından ciddi bir sapma olduğuna dikkat çekiyor.
NSPM-7'nin içeriğinde, bu gruplarla mücadele için istihbarat kurumlarının yetkilerinin genişletilmesi, sosyal medya platformlarının gözetim altına alınması ve müttefik ülkelerle ortak operasyonlar yürütülmesi öngörülüyor. Ayrıca, belgede ‘radikal sol terörizm’in finansal kaynaklarının kurutulması ve bu grupların propagandasına karşı yeni bir strateji geliştirilmesi hedefleniyor. Ancak bu maddeler, sivil özgürlük kuruluşları ve insan hakları örgütleri tarafından sert bir şekilde eleştiriliyor. ACLU (Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği) yaptığı açıklamada, “Bu memorandum, ifade özgürlüğünü ve barışçıl protesto hakkını hedef alan bir baskı aracına dönüşme riski taşıyor” uyarısında bulundu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu politika değişikliği yalnızca ABD iç sınırlarını ilgilendirmiyor. NSPM-7, müttefik ülkelerin de aynı çizgide hareket etmesini talep ederek, uluslararası güvenlik iş birliklerini yeniden şekillendirme potansiyeli taşıyor. Özellikle Avrupa ülkeleri, bu kapsamda ABD ile istihbarat paylaşımı konusunda ikilem yaşıyor. Almanya ve Fransa, kendi ülkelerindeki sol eğilimli hareketlere yönelik böyle bir uygulamanın hukuki ve etik açıdan sorunlu olduğunu belirtiyor. NATO içinde ise bu yaklaşımın, ittifakın terörle mücadele stratejisini olumsuz etkileyebileceği görüşleri öne çıkıyor.
Rusya ve Çin, bu gelişmeyi ABD’nin iç siyasi kutuplaşmasını derinleştiren bir adım olarak yorumluyor. Moskova yönetimi, Washington’un ‘radikal sol’ ile mücadelesinin, aslında kendi demokratik kurumlarını zayıflatma amacı taşıdığına dair açıklamalar yaptı. Pekin ise, bu memorandumun ABD’nin insan hakları konusundaki çifte standardını gözler önüne serdiğini savundu. Bu durum, küresel düzeyde ABD yönetiminin güvenilirliğine ilişkin tartışmaları da beraberinde getirdi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, terörle mücadelede kendi güvenlik önceliklerine odaklanmış durumda. NSPM-7 ile getirilen yeni yaklaşım, Türkiye’nin PKK/YPG ve FETÖ gibi yapılarla mücadelesinde ABD’nin tutumunu etkileyebilir. ABD’nin ‘radikal sol terörizm’ tanımı geniş bir yelpazeyi kapsadığından, Türkiye’nin özellikle PKK’nın şehir yapılanmalarına veya DHKP-C gibi örgütlere yönelik operasyonlarıyla uyumlu bir zemin oluşabilir. Ancak Türk kamuoyunda ABD’nin bu girişiminin samimiyeti konusunda kuşkular mevcut; zira önceki yönetimlerin terörle mücadelede Türkiye’nin taleplerini göz ardı ettiği biliniyor. Ankara, bu memorandumu ABD’nin iç siyasetteki kutuplaşmasının bir yansıması olarak görürken, somut iş birliğinin yine çıkar dengelerine göre belirleneceğini düşünüyor. Türkiye’nin önceliği, müttefiklik ilişkilerinin terörle mücadelede samimi bir zeminde ilerlemesi.