Washington'un Hint-Pasifik bölgesine yönelik güvenceleri, son dönemdeki açıklamaları ve eylemleriyle birlikte değerlendirildiğinde, stratejik taahhütlerinin ne kadar sürdürülebilir olduğu konusunda ciddi soru işaretleri uyandırıyor. Singapur'daki Nanyang Teknoloji Üniversitesi'ne bağlı S. Rajaratnam Uluslararası Çalışmalar Okulu (RSIS) öğretim üyesi Sinderpal Singh'in analizine göre, ABD'nin söylemleri ile sahadaki davranışları arasındaki fark, bölge ülkelerinin kafalarını karıştırıyor. Bu belirsizlik, Asya-Pasifik'teki deniz ticaret yollarının güvenliğinden, Tayvan Boğazı'ndaki gerilime kadar geniş bir yelpazede etkili olurken, Türkiye gibi küresel aktörlerin de dengeleri yeniden hesaplamasına neden oluyor.
Gelişmenin arka planı
ABD Başkanı Joe Biden yönetimi, göreve geldiğinden bu yana Hint-Pasifik bölgesine 'barış, istikrar ve refah' getirme söylemiyle yaklaşıyor. Ancak Singh'in vurguladığı üzere, bu söylemlerin pratiğe dönüşümü konusunda belirsizlikler söz konusu. Özellikle ABD'nin Çin ile olan ticaret savaşı, teknoloji yarışı ve askeri varlık konuşlandırmaları, bölge ülkelerinin ABD'den beklentileri ile ABD'nin gerçekte sundukları arasında bir fark yaratıyor.
ABD'nin müttefikleri olan Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Filipinler ile yaptığı güvenlik anlaşmaları, bölgede caydırıcılık oluşturmayı hedefliyor. Ancak ABD'nin askeri bütçesindeki daralmalar, bazı üslerdeki personel azaltımları ve yönetim değişikliklerinin olası politika değişimleri, müttefiklerin güvenini sarsıyor. Özellikle eski Başkan Donald Trump'ın 'Amerika Birinci' anlayışı ve Biden'ın Afganistan'dan çekilmesi gibi kararlar, ABD'nin uzun vadeli taahhütlerde ne kadar kararlı olduğunu sorgulatıyor.
Singh, ABD'nin Hint-Pasifik'e yönelik stratejisinin, Çin'in askeri modernizasyonu ve bölgedeki nüfuz artışına karşı savunmacı bir nitelik taşıdığını, ancak Washington'un bu stratejiyi sürdürebilmek için gereken ekonomik ve askeri kaynakları ayırmakta zorlandığını belirtiyor. Ayrıca, ABD'nin Hint-Pasifik Ekonomik Çerçevesi (IPEF) gibi girişimleri, ticari boyutun güvenlik meseleleriyle ne kadar bağlantılı olduğu konusunda bölge ülkelerine net bir mesaj vermiyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD'nin belirsiz taahhütleri, Çin'in Asya-Pasifik'teki ekonomik etkisini derinleştirmesine ortam hazırlıyor. Çin, Kuşak ve Yol Girişimi ile altyapı projeleri yürütürken, Güney Çin Denizi'ndeki askeri varlığını da artırıyor. Bu durum, bölge ülkeleri arasında Çin'e karşı hem ekonomik hem de güvenlik açısından bağımlılık riskini beraberinde getiriyor. Tayvan Boğazı'ndaki gerilim, ABD'nin tek Çin politikasındaki tutarlılık sinyallerini zayıflatıyor; ancak Washington, Tayvan'ın savunmasına verdiği desteği her fırsatta vurguluyor.
Bölgesel düzeyde, ASEAN ülkeleri ise büyük güçler arasındaki rekabette denge arayışında. ABD'nin güvenilirliğindeki azalma, bu ülkeleri Çin ile daha derin ekonomik ilişkiler kurmaya itiyor. Aynı zamanda, Hindistan'ın aktif dış politikası ve Japonya'nın artan güvenlik harcamaları, bölgesel düzenin yeniden şekillenmesine neden oluyor. ABD'nin belirsizliği, müttefiklerinin kendi inisiyatifleriyle adımlar atmasını teşvik ediyor; örneğin, Japonya ve Avustralya, güvenlik iş birliğini derinleştirirken, Hindistan da ABD ile yakınlaşmakla birlikte Rusya ile ilişkilerini sürdürüyor.
Küresel ölçekte, ABD'nin Hint-Pasifik politikasındaki belirsizlik, Çin'in diğer bölgelerdeki etkisini artırıyor. Çin, Orta Doğu ve Afrika'da artan nüfuzuyla, ABD'nin küresel liderliğine meydan okuyor. ABD'nin bu belirsizliği, Avrupa'daki müttefiklerinin de Asya-Pasifik'e yönelik ilgisini artırıyor; örneğin, Almanya ve Fransa, bölgede deniz güvenliği devriyeleri yapıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Hint-Pasifik'teki bu güç mücadelesine doğrudan taraf olmasa da, gelişmelerin küresel deniz ticaret yolları ve enerji güvenliği üzerinde yarattığı etkiler, Ankara'nın dış politikasını doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye'nin Asya-Pasifik'e yönelik artan ticari ve diplomatik açılımları, ABD'nin belirsiz taahhütlerinin bölgede yarattığı boşluktan faydalanma potansiyeli taşıyor. Özellikle Çin ile olan ekonomik ilişkilerini geliştiren Türkiye, Hindistan ve Japonya ile de iş birliğini artırmış durumda; bu durum, bölgedeki denge arayışında Türkiye'ye stratejik manevra alanı sağlıyor. Bununla birlikte, Tayvan gerilimi ve Güney Çin Denizi'ndeki gerginlikler, küresel ticaretin akışını olumsuz etkileyebilir; bu da Türkiye'nin ihracat ve ithalatında zincirleme etkilere yol açabilir. Ankara'nın bu süreçte hem NATO müttefiki ABD ile ilişkilerini hem de Çin ile iş birliğini dengelemek zorunda olması, Türk dış politikasının önümüzdeki dönemdeki hassasiyetlerinden biri olacak.