ABD İçişleri Bakanlığı, Ulusal Park Servisi (NPS) çalışanlarına, park sınırları içinde meydana gelen ölüm ve yaralanma vakalarını doğrulamamaları talimatını verdi. Sputnik'in aktardığı bir rapora göre, bu yeni yönerge, personelin kaza ve olaylarla ilgili bilgi paylaşımını kısıtlıyor. Bakanlık sözcüsü, kararın 'olay iletişiminde daha tutarlı bir yaklaşım' sağlamak amacıyla alındığını belirtti. Ancak uygulama, şeffaflık endişelerini beraberinde getirdi.
Yeni Yönergenin Ayrıntıları
Yönergeye göre, NPS çalışanları artık ölüm, yaralanma veya kurtarma operasyonlarıyla ilgili doğrulama yapamayacak. Bu tür bilgilerin kamuoyuyla paylaşılması, doğrudan Bakanlık sözcülüğüne bırakıldı. Uygulamanın, yanlış bilgi yayılmasını önlemek ve ailelere saygı göstermek amacı taşıdığı ifade ediliyor. Bununla birlikte, eski NPS sözcüleri, bu tür bir politikanın haberleşme sürecini yavaşlatacağını ve kriz anlarında kamuoyunun doğru bilgiye ulaşmasını engelleyeceğini savunuyor. Özellikle, acil durumlarda medyaya zamanında bilgi akışının kritik olduğu vurgulanıyor.
Eleştiriler ve Tepkiler
Eski NPS sözcüsü Mike Litterst, uygulamayı 'sağduyuya aykırı' olarak nitelendirirken, bir başka eski yetkili, bu tür bir merkezileştirmenin paniğe yol açabileceğini belirtti. Muhalefet partileri ve sivil toplum kuruluşları ise yönergenin şeffaflık ilkesine aykırı olduğunu savunuyor. ABD'de her yıl milyonlarca ziyaretçi çeken milli parklarda, 2023'te 328 ölüm kaydedildi. Bu tür olaylar, genellikle hızlı bilgi akışı gerektiren kazalar, kaybolmalar veya doğa olaylarını içeriyor. Yeni politikanın, turist güvenliği ve kamuoyunun bilgi edinme hakkı üzerinde yaratabileceği etkiler tartışılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, doğrudan Türkiye'yi ilgilendirmese de, küresel ölçekte kamu yönetiminde şeffaflık ve bilgi akışına ilişkin önemli bir tartışmayı yansıtıyor. Türkiye'de de benzer kriz iletişimi politikaları, özellikle doğal afetler ve kazalar sonrası sıkça sorgulanmaktadır. ABD'deki bu uygulama, Türkiye'deki kamu kurumları için bir örnek teşkil edebileceği gibi, bilginin merkezileşmesinin risklerine de işaret etmektedir. Türkiye'nin afet yönetimi ve kriz iletişimi deneyimleri göz önüne alındığında, bu tür politikaların vatandaşın bilgiye erişim hakkını kısıtlamaması gerektiği vurgulanmalıdır.