ABD'de kürtaj hizmetlerine erişimi kısıtlayan yasaların, yüksek riskli gebeliklerle ilgilenen anne-fetal tıp uzmanlarının kanıta dayalı tıp uygulamalarını imkansız hale getirdiği bildirildi. Kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olan Yüksek Riskli Gebelik Vakfı'nın (SMFM) yayımladığı yeni bir rapora göre, ülke genelinde 41 eyalet kürtajı çeşitli şekillerde kısıtlıyor. Bu kısıtlamalar, maternal-fetal tıbbın "temel bir bileşeni" olan kürtaj bakımını sunmayı zorlaştırıyor, hatta bazı durumlarda olanaksız kılıyor.
Yasakların tıbbi uygulamaya etkisi
Rapor, anne-fetal tıp uzmanlarının kürtajı sadece isteğe bağlı bir prosedür olarak değil, aynı zamanda anne ve fetüs sağlığını korumak için gerekli bir tıbbi müdahale olarak gördüğünü vurguluyor. Ancak yasal düzenlemeler, bu uzmanların klinik kararlarını kanıta dayalı tıp ilkelerine göre vermesini engelliyor. Örneğin, yaşamla bağdaşmayan fetal anomaliler, rahim içi enfeksiyonlar veya annenin hayatını tehdit eden durumlarda bile hekimler yasal yaptırımlarla karşılaşma riski nedeniyle kürtaj yapmaktan çekiniyor.
SMFM'nin raporuna göre, kürtaj yasakları yalnızca hastaların değil, aynı zamanda hekimlerin de eğitimini ve uzmanlık alanlarını olumsuz etkiliyor. Maternal-fetal tıp uzmanları, kürtaj bakımını "temel bir bileşen" olarak tanımlıyor, ancak yasalar nedeniyle bu hizmeti sunamayan hekimler, etik ve mesleki ikilemlerle karşı karşıya kalıyor. Ayrıca, yasakların olduğu eyaletlerde yüksek riskli gebelik uzmanı bulmak zorlaşıyor; çünkü birçok hekim, yasal risklerden kaçınmak için bu eyaletlerden ayrılıyor veya meslekten uzaklaşıyor.
Rapor, kürtaj kısıtlamalarının yalnızca bireysel hasta bakımını değil, aynı zamanda tıbbi bilgi birikimini de sekteye uğrattığını belirtiyor. Klinik deneyimlerin paylaşılamaması, araştırmaların kısıtlanması ve hekimlerin korku atmosferi nedeniyle kanıta dayalı tıp pratiği zarar görüyor. Bu durum, özellikle yüksek riskli gebeliklerde anne ve bebek ölümlerini artırabilir.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD'de kürtaj hakları, 2022'de Yüksek Mahkeme'nin Roe v. Wade kararını bozmasıyla eyaletlere bırakılmıştı. O tarihten bu yana 20'den fazla eyalet kürtajı yasakladı veya ciddi şekilde kısıtladı. Bu durum, ülke içinde büyük bir kutuplaşmaya yol açarken, küresel olarak da kadın sağlığı ve üreme hakları savunucularını endişelendiriyor. Uluslararası tıp dergileri ve insan hakları kuruluşları, ABD'deki bu gerilemeyi, dünya genelinde kürtaj erişimini kısıtlayan hareketlere örnek olarak gösteriyor.
Benzer şekilde, Avrupa'da da bazı ülkelerde kürtaj karşıtı söylemler güç kazanıyor; ancak ABD'deki yasaklar kadar geniş kapsamlı değil. Dünya Sağlık Örgütü, güvenli kürtaj erişiminin temel bir sağlık hizmeti olduğunu ve kısıtlamaların anne ölümlerini artırdığını vurguluyor. ABD'deki gelişmeler, küresel kadın sağlığı politikalarını da etkileyebilir; zira ABD, uluslararası sağlık yardımlarında kürtaj hizmetlerine finansman sağlayan en büyük donörlerden biriydi. Ancak son yıllarda bu fonlar da kısıtlanmaya başlandı.
Uzmanlar, kürtaj yasaklarının yalnızca kadınları değil, aynı zamanda sağlık sistemini ve tıp eğitimini de olumsuz etkilediğini belirtiyor. Özellikle maternal-fetal tıp gibi uzmanlık alanlarında, kürtaj bakımının öğretilmemesi, gelecek nesil hekimlerin bu konuda yetersiz kalmasına yol açacak. Bu da yüksek riskli gebeliklerde komplikasyonların artmasına neden olabilir.
Rapor, politika yapıcılara kürtajı tıbbi bir gereklilik olarak tanımaları ve kanıta dayalı tıp ilkelerine saygı göstermeleri çağrısında bulunuyor. Aksi halde, anne ve bebek sağlığında ciddi gerilemeler yaşanabileceği uyarısı yapılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de kürtaj, 1983'ten bu yana yasal olarak 10. haftaya kadar serbest; ancak son yıllarda fiili kısıtlamalar ve hekimlerin vicdani ret hakkını kullanması nedeniyle erişim zorlaştı. ABD'deki gelişmeler, Türkiye'deki kadın sağlığı savunucuları için bir uyarı niteliğinde: Yasaların ötesinde, fiili engeller ve tıbbi etik ikilemler, kürtaj hizmetlerini işlevsiz hale getirebilir. Türkiye, Avrupa'nın en yüksek kürtaj oranlarından birine sahipken, son yıllarda kamu hastanelerinde kürtaj neredeyse imkansız hale geldi. ABD'deki rapor, kürtajın sadece bir hak değil, aynı zamanda kanıta dayalı tıbbın ayrılmaz bir parçası olduğunu gösteriyor. Bu perspektif, Türkiye'deki sağlık politikaları tartışmalarına da ışık tutabilir; zira kürtajın kısıtlanması, yüksek riskli gebeliklerde anne ölümlerini artırabilir ve tıp eğitimini olumsuz etkileyebilir. Türkiye'nin genç nüfusu ve artan sağlık harcamaları göz önüne alındığında, güvenli kürtaj erişiminin korunması, halk sağlığı açısından kritik önem taşıyor.