2019 yılında savunma analisti Steve Fetter, yayımladığı "A Cheaper Nuclear Sponge" başlıklı çalışmasında, ABD'nin kara konuşlandırılmış caydırıcılığını güçlendirmek için yeni bir kıtalararası balistik füze (ICBM) inşa etmenin gereksiz olduğunu savunmuştu. Aradan geçen yıllarda değişen savunma bütçeleri ve stratejik öncelikler sonrasında, Fetter'e bu görüşlerinin bugün hâlâ geçerli olup olmadığı soruldu. Bu soru, ABD'nin nükleer modernizasyon programının kritik bir aşamasında gündeme geldi.
Gelişmenin Arka Planı
Steve Fetter, 2019'da yayımladığı analizde, ABD'nin mevcut Minuteman III ICBM'lerinin yerine yeni bir füze sistemi geliştirmesinin stratejik açıdan gereksiz olduğunu öne sürmüştü. Fetter'e göre, kara konuşlandırılmış caydırıcılığın temel amacı düşmanı hedef belirsizliğiyle caydırmak ve gerektiğinde misilleme kapasitesini garanti etmektir. Ona göre, bu amaca daha düşük maliyetli, daha az provoke edici sistemlerle ulaşılabilirdi. Örneğin, mevcut füzelerin ömrünü uzatmak veya dağıtılmış ve hareketli konuşlandırma seçeneklerine yönelmek yeterli olabilirdi.
Ancak 2019'dan bu yana jeopolitik ortam önemli ölçüde değişti. ABD, Rusya ve Çin ile artan stratejik rekabet, nükleer modernizasyon baskılarını artırdı. Savunma bütçeleri, özellikle nükleer üçlü (triad) olarak bilinen kara, deniz ve hava tabanlı caydırıcılık unsurlarının yenilenmesine ayrılan fonlarla birlikte büyüdü. 2020'lerin başında yönetim değişiklikleri ve Kongre'deki tartışmalar, yeni ICBM programı olan Ground Based Strategic Deterrent (GBSD) – şimdiki adıyla Sentinel – etrafında yoğunlaştı. Program, maliyet aşımları ve teknik gecikmelerle gündeme geldi; bazı uzmanlar programın iptal edilmesi veya küçültülmesi çağrısı yaptı.
Fetter'in görüşleri, bu tartışmalarda referans noktası olmayı sürdürüyor. Kendisine yöneltilen soru, değişen koşullar altında hâlâ "daha ucuz bir nükleer sünger" yaklaşımının geçerli olup olmadığına odaklanıyor. Fetter, muhtemelen nükleer caydırıcılığın temel ilkelerinin değişmediğini, ancak teknolojik ve stratejik gelişmelerin bazı varsayımları güncellemeyi gerektirebileceğini belirtebilir. Örneğin, hipersonik silahlar ve gelişmiş füze savunma sistemleri, kara konuşlandırılmış füzelerin hayatta kalabilirliğini etkileyebilir. Ayrıca, Çin'in nükleer arsenalini genişletmesi, ABD'nin daha fazla esnekliğe ihtiyaç duyabileceği anlamına gelebilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD'nin kara konuşlandırılmış nükleer caydırıcılık duruşu, yalnızca kendi güvenliği için değil, aynı zamanda NATO müttefikleri ve küresel stratejik denge açısından da kritik önem taşıyor. Avrupa'da konuşlandırılan taktik nükleer silahlar ve NATO'nun nükleer paylaşım düzenlemeleri, ABD'nin kara tabanlı caydırıcılığının bir uzantısı olarak görülüyor. Yeni ICBM'lerin geliştirilmesi veya mevcutların modernizasyonu, Rusya'nın ve Çin'in nükleer modernizasyon programlarına doğrudan bir yanıt olarak algılanıyor. Bu durum, yeni bir silahlanma yarışını tetikleyebilir veya mevcut silahların kontrolü anlaşmalarını daha da zorlaştırabilir.
Öte yandan, ABD'nin nükleer duruşundaki değişiklikler, Asya-Pasifik'te de yankı buluyor. Çin'in artan nükleer kapasitesi ve Kuzey Kore'nin balistik füze denemeleri, bölgedeki müttefiklerin ABD'nin güvenlik garantilerine olan güvenini etkiliyor. Japonya ve Güney Kore gibi ülkeler, ABD'nin kara konuşlandırılmış caydırıcılığının güvenilirliğini yakından takip ediyor. Eğer ABD, kara tabanlı sistemlerini zayıflatırsa, bu ülkeler kendi nükleer programlarını düşünebilir ve bölgesel istikrar daha da bozulabilir.
Fetter'in argümanları, nükleer caydırıcılığın maliyet etkinliği ve stratejik gereklilik arasındaki dengeyi sorguluyor. Soğuk Savaş sonrası dönemde savunma bütçelerinde yapılan kesintiler ve değişen tehdit algıları, kara konuşlandırılmış füzelerin rolünü tartışmaya açmıştı. Ancak 2014'te Kırım'ın ilhakı ve sonrasında artan Rus saldırganlığı, 2022'de Ukrayna işgali, nükleer caydırıcılığın önemini yeniden artırdı. ABD, hem Avrupa'da hem de Asya'da müttefiklerine güvence vermek için nükleer şemsiyesini güçlendirmek zorunda kaldı. Bu bağlamda, yeni ICBM'ler sembolik ve pratik bir taahhüt aracı haline geldi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin kara konuşlandırılmış nükleer caydırıcılık duruşu, Türkiye'nin güvenlik ve dış politikası açısından dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, NATO üyesi olarak ittifakın nükleer paylaşım düzenlemeleri kapsamında ABD'nin nükleer garantisinden faydalanıyor; İncirlik ve diğer üslerde konuşlu unsurlar bulunuyor. ABD'nin kara tabanlı caydırıcılığını modernize etmesi, NATO'nun güneydoğu kanadındaki güvenlik algısını güçlendirebilir. Ancak olası bir silahlanma yarışı, Türkiye'nin Rusya ile dengeli ilişkilerini zorlaştırabilir. Ayrıca, ABD'nin nükleer duruşundaki değişimler, Türkiye'nin kendi savunma sanayii ve füze programları üzerinde de dolaylı etkiler yaratabilir. Türkiye, stratejik otonomisini artırma çabaları çerçevesinde bu gelişmeleri yakından izlemeli.