ABD ve Kanada, Başkan Donald Trump'ın Kanada'dan ithal edilen bazı ürünlere yönelik yüzde 50 gümrük vergisi tehdidini savuşturmak için yoğun bir diplomasi trafiği yürütüyor. Trump'ın son çıkışı, iki ülke arasında geçtiğimiz yıl boyunca giderek gerginleşen ve neredeyse gümrük vergisiz işleyen ticari ilişkiyi köklü biçimde değiştiren anlaşmazlığın en son halkasını oluşturuyor. Taraflar, Washington'un yeni vergileri uygulamaya koymasına sayılı günler kala masada anlaşma sağlamak için çaba gösteriyor.
Gelişmenin Arka Planı
ABD Başkanı Trump, geçtiğimiz hafta sosyal medya üzerinden yaptığı açıklamada, Kanada'nın ABD tarım ürünlerine yönelik uyguladığı süt ürünleri gümrük tarifelerini gerekçe göstererek Ottowa'dan gelecek her türlü misillemeye aynı oranda cevap vereceğini söyledi. Bu açıklamalar, yalnızca diplomatik çevrelerde değil, her iki ülkenin iş dünyasında da endişeyle karşılandı. İki ülke arasındaki yıllık ticaret hacmi yaklaşık 700 milyar dolara ulaşıyor ve uygulanacak bir yüzde 50'lik verginin etkisinin sınır ötesi tedarik zincirlerinde yıkıcı sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor.
Kanada Dışişleri Bakanı Melanie Joly, pazartesi günü Washington'a giderek ABD Hazine Bakanı ve Ticaret Temsilcisi ile bir araya geldi. Görüşmelerin ardından yapılan kapalı basın toplantısında, iki tarafın da "yapıcı ve samimi" bir diyalog içinde olduğu vurgulandı. Ancak Joly, Kanada'nın temel ilkelerden geri adım atmayacağını da net biçimde ifade etti. Özellikle süt ürünleri konusunda Ottawa'nın kendi çiftçilerini koruma politikasını sürdüreceği belirtiliyor. Bu konu, yaklaşık 40 yıldır iki ülke arasında hassas bir denge konusu oldu.
ABD tarafı ise Kanada'nın gümrük duvarlarının yeni ticaret anlaşması önünde en büyük engel olduğunu savunuyor. ABD Ticaret Temsilcisi Robert Lighthizer yaptığı açıklamada, "Kanadalı muadillerimizle masada oldukça fazla ilerleme kaydettik. Ancak süt ürünleri başta olmak üzere açılmayan sektörler var. Biz adil ve karşılıklı bir ticaret istiyoruz" dedi. Beyaz Saray sözcüsü ise konuya ilişkin herhangi bir yorum yapmaktan kaçınırken, Başkan Trump'ın daha önce dile getirdiği "Kanada'ya en kapsamlı ticaret anlaşmasını dayatacağız" söylemini hatırlattı.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu ticari gerilim, yalnızca ABD ve Kanada'yı değil, tüm Kuzey Amerika'yı ve ötesini etkileyebilecek bir nitelik taşıyor. Uzmanlar, iki ülke arasında yaşanacak olası bir ticaret savaşının küresel ekonomide dalga etkisi yaratacağını, özellikle otomotiv, tarım ve enerji sektörlerindeki ara malların ticaretinde ciddi aksamalara yol açacağını vurguluyor. ABD-Kanada sınırı, dünyanın en uzun ve en işlek ticaret sınırlarından biri olarak günde ortalama 2 milyar dolarlık mal ve hizmet dolaşımına ev sahipliği yapıyor. Meksika ile birlikte yürürlükte olan USMCA (Amerika Birleşik Devletleri-Meksika-Kanada Anlaşması) çerçevesinde yakın zamanda yeniden müzakere edilen ticaret kuralları, gelecekteki benzer anlaşmazlıkların çözüm mekanizmasını da şekillendirecek.
Analistler, ABD'nin bu hamlesini yalnızca ticaret dengesini düzeltme isteğiyle açıklamanın yetersiz olduğunu, aynı zamanda Washington'un küresel ticaretteki elini güçlendirme stratejisinin bir parçası olarak görüyor. Kanada'nın yanı sıra Avrupa Birliği ve Japonya'ya yönelik de benzer baskılar gündemde. Uluslararası Para Fonu ve Dünya Ticaret Örgütü yetkilileri, bu tür artan korumacılığın küresel büyüme üzerinde olumsuz etkileri olabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. Öte yandan, seçim dönemine giren Kanada hükümeti için bu süreç, Başbakan Justin Trudeau'nun siyasi geleceği açısından da kritik bir test niteliği taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, büyük bir ticaret ortakları yelpazesine sahip olmakla birlikte, ABD ile arasındaki ticari ilişki son yıllarda dalgalı bir seyir izliyor. Bu nedenle ABD-Kanada arasındaki gerginlik, küresel ticaret sisteminde korumacılığın artabileceğine dair bir uyarı niteliği taşıyor. Türkiye'nin ABD ile yaşadığı benzer tarife anlaşmazlıkları (örneğin çelik ve alüminyum vergileri) bu gerilimden ne yönde etkilenebileceğine dair örnekler sunuyor. Türkiye, güçlü ve çeşitlendirilmiş ticaret ağı sayesinde bu tür şokları daha kolay atlatabilir. Ancak küresel ticaretteki bu tıkanıklıklar, Türkiye'nin ihracat pazarlarındaki daralmaya yol açabilir; bu da ekonomik büyüme hedefleri açısından dikkatle izlenmelidir.