ABD'de Cornell Üniversitesi'nde iddia edilen bir toplu tecavüz davası ve Wired dergisinin cinsel siber taciz üzerine yayımladığı haber, üniversite kampüslerinde kadınlara yönelik cinsel şiddet ve çevrimiçi kadın düşmanlığının kesiştiği noktayı ortaya koyuyor. New York eyaletindeki Ithaca kentinde bulunan Cornell'de bir öğrencinin, kampüs dışı bir etkinlikte birden fazla kişi tarafından toplu tecavüze uğradığı iddiasıyla açılan dava, üniversite yönetiminin olayı nasıl ele aldığı ve kurumsal sorumluluğu konusunda soru işaretleri yaratıyor. Aynı dönemde Wired'ın yayımladığı araştırma haberi, kadın öğrencilerin sosyal medya ve çevrimiçi platformlarda sistematik cinsel taciz ve tehditlere maruz kaldığını gösteriyor. İki olay, kampüslerdeki cinsel şiddetin yalnızca fiziksel alanda değil, dijital ortamda da derinleşen bir kriz olduğunu ortaya koyuyor.
Cornell davası ve kampüs güvenliği
Cornell Üniversitesi'ne karşı açılan dava, iddiaya göre 2022 yılında bir öğrenci kulübü etkinliği sırasında gerçekleşen cinsel saldırıyı kapsıyor. Davacı, üniversitenin kendisini korumakta başarısız olduğunu ve olay sonrasında yeterli desteği sağlamadığını öne sürüyor. Üniversite yönetimi ise konuyla ilgili soruşturma başlatıldığını ancak gizlilik nedeniyle detay paylaşamayacaklarını belirtti.
ABD'de kampüs cinsel saldırıları uzun süredir tartışma konusu. Eğitim Bakanlığı'nın 2011'de yayımladığı "Sevgili Meslektaşım" mektubuyla üniversitelere cinsel taciz ve saldırı vakalarını Title IX kapsamında soruşturma zorunluluğu getirilmişti. Ancak 2020'de dönemin Eğitim Bakanı Betsy DeVos döneminde yapılan düzenlemelerle soruşturma süreçleri daha karmaşık hale geldi ve mağdurların hakları tartışmalı hale geldi. Cornell davası, bu düzenlemelerin ardından üniversitelerin ne kadar etkili önlem aldığı sorusunu gündeme getiriyor.
Ayrıca, kampüs polisi ve yerel kolluk kuvvetleri arasındaki yetki paylaşımı, olayların bildirilmesi ve soruşturulmasında gecikmelere yol açabiliyor. Uzmanlar, birçok mağdurun damgalanma korkusuyla şikayetçi olmaktan kaçındığını ve üniversitelerin şeffaf olmayan süreçlerinin güveni zedelediğini vurguluyor.
Çevrimiçi taciz ve kadın düşmanlığı
Wired dergisinin haberi, kadın öğrencilerin özellikle anonim hesaplar üzerinden cinsel içerikli tehditler, iftiralar ve mahremiyet ihlallerine maruz kaldığını ortaya koyuyor. Haberde, bazı kadınların sosyal medya platformlarında özel fotoğraflarının izinsiz paylaşıldığı, pornografik görüntülerle tehdit edildiği ve kampüs içi konumlarının ifşa edildiği belirtiliyor. Bu saldırılar, yalnızca bireysel değil, organize bir kadın düşmanlığı ağının parçası olarak görülüyor.
ABD'de siber tacizle mücadele yasaları eyaletten eyalete değişiyor. Federal düzeyde ise kapsamlı bir düzenleme bulunmuyor. İletişim Ahlakı Yasası'nın (Communications Decency Act) 230. maddesi, platformları kullanıcı içeriğinden muaf tutuyor ve bu durum mağdurların hukuki yollara başvurmasını zorlaştırıyor. Kadın hakları örgütleri, platformların taciz içeriğini kaldırmada isteksiz davrandığını ve algoritmaların nefret söylemini yaydığını savunuyor.
Cornell'deki dava ile Wired'ın ortaya koyduğu tablo, kampüslerdeki cinsel şiddetin dijital boyutunu da kapsayan bütüncül bir yaklaşım ihtiyacını gösteriyor. Üniversitelerin yalnızca fiziksel güvenlik önlemleri değil, aynı zamanda dijital okuryazarlık ve siber tacizle mücadele politikaları geliştirmesi gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'de yaşanan bu gelişmeler, Türkiye'deki üniversiteler ve kadın hakları savunucuları için de önemli dersler içeriyor. Türkiye'de son yıllarda kadına yönelik şiddetle mücadelede yasal düzenlemeler yapılmış olsa da, kampüs içi cinsel taciz ve siber zorbalık vakalarında etkili bir bildirim ve destek mekanizması hâlâ eksik. İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme kararı, uluslararası alanda Türkiye'nin taahhütlerini zayıflattı. ABD'deki tartışma, dijital platformlarda kadınlara yönelik nefret söyleminin küresel bir sorun olduğunu ve Türkiye'nin de bu alanda kapsamlı bir yasal çerçeve oluşturması gerektiğini gösteriyor. Ayrıca, üniversitelerin şeffaf soruşturma süreçleri yürütmesi ve mağdurları koruması, toplumsal cinsiyet eşitliği açısından kritik.