ABD, Japonya ve Güney Kore, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in bölgesel bir zirve öncesinde yapacağı görüşmelerden sadece günler önce, yeni bir ekonomik güvenlik istişare mekanizması kurduklarını ve Tayvan Boğazı'ndaki istikrara yönelik desteklerini güçlendirdiklerini açıkladı. Üç ülkenin ortak açıklaması, Pekin'in en hassas iki konusunda koordineli bir mesaj niteliği taşıyor. Pazartesi günü duyurulan girişim, tedarik zinciri güvenliği, kritik teknolojiler ve ekonomik baskı araçlarına karşı ortak dayanıklılık konularını kapsayacak.
Gelişmenin Arka Planı
Yeni ekonomik güvenlik istişaresi, üç ülkenin son yıllarda artan jeopolitik gerilimler karşısında ekonomik ve teknolojik bağımlılıklarını azaltma çabalarının bir parçası. ABD, Japonya ve Güney Kore, özellikle yarı iletkenler, yapay zeka, kuantum hesaplama ve kritik mineraller gibi alanlarda Çin'e olan bağımlılıklarını sorguluyor. Duyuru, ABD Başkanı Joe Biden'ın ev sahipliğinde gerçekleşen üçlü liderler zirvesinin ardından geldi ve taraflar, "ekonomik zorlama" olarak tanımladıkları uygulamalara karşı ortak hareket etme iradesini vurguladı.
Tayvan Boğazı'na ilişkin ifadeler ise Pekin'in "tek Çin" politikasına doğrudan meydan okuma olarak yorumlanabilir. Açıklamada, Tayvan Boğazı'nda barış ve istikrarın korunmasının uluslararası güvenlik ve refah için hayati olduğu belirtildi. Çin Dışişleri Bakanlığı, daha önce benzer açıklamaları "iç işlerine müdahale" olarak nitelendirmiş ve sert tepki göstermişti. Bu kez de benzer bir tepkinin gelmesi bekleniyor.
Zirve öncesi zamanlama dikkat çekici. Xi Jinping'in önümüzdeki günlerde ABD Başkanı Joe Biden ile bir araya gelmesi planlanıyor. Bu zirve, iki lider arasında yılın ilk yüz yüze görüşmesi olacak ve ticaret, Tayvan, Güney Çin Denizi ve Kuzey Kore gibi başlıkların ele alınması bekleniyor. ABD, Japonya ve Güney Kore'nin ortak açıklaması, Xi'nin Washington'a gitmeden önce bölgesel müttefiklerin birliğini gösterme amacı taşıyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Üçlü işbirliği, Asya-Pasifik'te güç dengelerini yeniden şekillendirebilir. Japonya ve Güney Kore arasındaki tarihsel anlaşmazlıklar son yıllarda azalma eğilimindeydi; bu yeni mekanizma, iki ülke arasındaki savunma ve ekonomik işbirliğini daha da derinleştirebilir. ABD'nin bölgedeki ittifak ağını güçlendirmesi, Çin'in kuşak-yol girişimi ve bölgesel ekonomik entegrasyon çabalarına karşı bir denge unsuru olarak görülüyor.
Güney Kore, ekonomik olarak Çin'e büyük ölçüde bağımlı; ancak Kuzey Kore tehdidi ve teknoloji güvenliği endişeleri Seul'ü Washington ve Tokyo'ya yakınlaştırıyor. Japonya ise savunma harcamalarını artırarak ve karşı saldırı kapasitesi geliştirerek bölgesel güvenlik mimarisinde daha aktif rol alıyor. ABD'nin çabaları, "ekonomik güvenlik" kavramını NATO benzeri bir yapıya taşıma potansiyeli taşıyor.
Küresel tedarik zincirleri açısından bu gelişme, şirketlerin Çin dışında alternatif üretim merkezleri aramasını hızlandırabilir. Yarı iletken kıtlığı ve kritik mineral tedarikindeki kırılganlıklar, batılı ülkeleri ortak stratejiler geliştirmeye itiyor. Ancak bu tür bir ayrışma, küresel ticaretin parçalanmasına ve maliyetlerin artmasına yol açabilir. Çin, misilleme olarak nadir toprak elementleri ihracatını kısıtlayabilir veya kendi ekonomik araçlarını devreye sokabilir.
Uzmanlar, üçlü mekanizmanın somut adımlara dönüşüp dönüşmeyeceğinin belirsiz olduğunu belirtiyor. Ortak açıklamalar genellikle niyet beyanı niteliğinde kalıyor; ancak bu kez kurumsal bir istişare mekanizması kurulması, işbirliğinin kalıcı olabileceğine işaret ediyor. Yine de Japonya ve Güney Kore'nin Çin ile olan derin ekonomik bağları, atılacak adımların sınırlı kalmasına neden olabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD, Japonya ve Güney Kore'nin ekonomik güvenlik ittifakı, küresel ticaretin bloklaşma eğilimini güçlendiriyor. Türkiye, NATO üyesi olarak Batı ittifakı içinde yer alırken, Çin ile ekonomik ilişkilerini de geliştiriyor. Bu tür bir ayrışma, Türkiye'nin denge politikasını zorlaştırabilir; ancak aynı zamanda kritik teknoloji ve tedarik zincirlerinde alternatif ortaklıklar kurma fırsatı sunabilir. Türk dış politikası, Asya-Pasifik'teki bu yeni yapılanmayı yakından izlemeli ve çok kutuplu düzende konumunu netleştirmeli.