8 Ekim Pazar günü ABD'nin 40'tan fazla eyaletinde eş zamanlı düzenlenen 'I am Jane Doe' (Ben Jane Doe'yum) protestoları, cinsel şiddete karşı yasal ve toplumsal farkındalık talebiyle gerçekleşti. Ülke genelinde binlerce kişi, kadın hakları örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarının çağrısıyla sokaklara çıkarak, cinsel saldırı mağdurlarının adalete erişimde yaşadığı zorluklara ve sistematik cinsel şiddete dikkat çekti. Eylemler, özellikle son yıllarda artan cinsel saldırı vakalarına ve mağdurların yalnız bırakılmasına karşı bir tepki olarak öne çıktı.
Eylemlerin arka planı ve talepler
'I am Jane Doe' hareketi, adını hukuk sisteminde kimliği gizli tutulan kadın mağdurlar için kullanılan 'Jane Doe' ifadesinden alıyor. Hareket, cinsel şiddet mağdurlarının yasal süreçlerde ikincil mağduriyet yaşamaması, saldırganların cezasız kalmaması ve eğitim kurumlarından iş yerlerine kadar tüm alanlarda önleyici politikaların hayata geçirilmesini talep ediyor. Protestoların organizatörleri, son yıllarda ABD'de cinsel saldırı bildirimlerinin arttığını ancak buna paralel olarak adli ve tıbbi destek mekanizmalarının yetersiz kaldığını vurguluyor. Eylemciler, özellikle üniversite kampüslerinde ve silahlı kuvvetler bünyesinde yaşanan vakaların çoğunun bildirilmediğine dikkat çekiyor.
Protestolar sırasında taşınan pankartlarda 'Ben de Jane Doe'yum', 'Sessizliği kır', 'Adalet istiyoruz' gibi sloganlar yer aldı. Katılımcılar arasında mağdurlar, aileleri ve destekçileri bulunuyordu. Bazı şehirlerde eylemler, eyalet meclis binaları önünde toplanarak yasa yapıcılara çağrıda bulunuldu. Organizatörler, bu eylemlerin sadece bir başlangıç olduğunu ve yasal düzenlemeler için kampanyaların süreceğini belirtti.
Bölgesel ve küresel boyut
Kuzey Amerika'da kadın hakları hareketleri, son yıllarda özellikle #MeToo hareketiyle ivme kazanmıştı. Ancak 'I am Jane Doe' eylemleri, #MeToo'nun odaklandığı iş yeri ve ünlü istismarcıların ötesine geçerek, sıradan kadınların günlük yaşamda karşılaştığı cinsel şiddeti ve sistemik eksiklikleri gündeme taşıyor. ABD'de eyalet bazında farklı yasal uygulamalar bulunuyor; bazı eyaletlerde cinsel saldırı suçlarında zamanaşımı süreleri kısa tutulurken, mağdurların delil toplaması ve dava açması zorlaşıyor. Protestocular, federal düzeyde standart bir yasal çerçeve çağrısı yapıyor.
Küresel ölçekte ise cinsel şiddet, birçok ülkede kadınların maruz kaldığı yaygın bir insan hakları ihlali olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünya genelinde kadınların yaklaşık üçte biri yaşamları boyunca fiziksel veya cinsel şiddete maruz kalıyor. ABD'deki bu eylemler, benzer mücadelelerin bir parçası olarak uluslararası kamuoyunda da yankı buluyor. Avrupa'da İstanbul Sözleşmesi'nden çekilme tartışmaları, Latin Amerika'da 'Ni Una Menos' (Bir Kadın Eksik Olmasın) hareketi ve Hindistan'da toplu tecavüz vakalarına karşı protestolar, cinsel şiddetin küresel bir sorun olduğunu gösteriyor.
Uzmanlar, cinsel şiddetin önlenmesinde eğitimin, yasal yaptırımların ve mağdur destek hizmetlerinin kritik olduğunu belirtiyor. ABD'deki protestoların, yaklaşan ara seçimler öncesinde siyasi partiler üzerinde baskı oluşturması ve kadın haklarına yönelik politikaların seçim gündemine taşınması bekleniyor. Ancak yasal değişikliklerin eyaletler arası farklılıklar nedeniyle zorlu geçmesi muhtemel.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'deki 'I am Jane Doe' eylemleri, cinsel şiddetin evrensel bir sorun olduğunu ve toplumsal cinsiyet eşitliği mücadelesinin sınır tanımadığını gösteriyor. Türkiye'de de kadın hakları örgütleri, son yıllarda artan kadına yönelik şiddet vakalarına karşı benzer kampanyalar yürütüyor. Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesi, uluslararası alanda eleştirilere yol açmıştı. ABD'deki bu tür kitlesel protestolar, küresel kadın hareketine ivme kazandırarak Türkiye'deki tartışmaları da etkileyebilir. Ayrıca, ABD-Türkiye ilişkilerinde insan hakları ve kadın hakları konuları, iki ülke arasındaki diyalogda zaman zaman gündeme gelen başlıklar arasında. Ancak bu eylemlerin doğrudan Türk dış politikasına etkisi sınırlı olup, daha çok toplumsal farkındalık açısından önem taşıyor.