ABD ve İsrail ordularının, Amerikan başkanlık seçimlerinin ardından İran'a yönelik yeniden vuruş hazırlığı içinde olduğu öne sürüldü. İstihbarat kaynaklarına dayandırılan bilgilere göre, iki müttefik ülkenin silahlı kuvvetleri son haftalarda Irak üzerinde uçuşlar gerçekleştirerek olası bir hava harekatı için provalar yapıyor. Bu gelişme, Tahran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetleri konusunda artan gerilimin yeni bir aşmaya taşınabileceğine işaret ediyor.
Gelişmenin arka planı
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik olası bir askeri operasyon için hazırlık yaptığı yönündeki iddialar, son dönemde iki ülke orduları arasındaki artan işbirliğiyle destekleniyor. Kaynaklara göre, İsrail Hava Kuvvetleri'ne ait savaş uçakları ve ABD ordusuna bağlı unsurlar, Irak hava sahasında ortak uçuşlar gerçekleştirerek vuruş manevraları çalışıyor. Bu tatbikatların, İran'ın nükleer tesislerine ve füze depolarına yönelik olası bir saldırı senaryosuna hazırlık amacı taşıdığı belirtiliyor.
Bölgedeki askeri hareketlilik yalnızca hava tatbikatlarıyla sınırlı değil. ABD'nin Körfez'deki askeri varlığını güçlendirdiği, İsrail'in ise kuzey sınırlarında ve deniz yoluyla yapılan sevkiyatlarda güvenlik önlemlerini artırdığı ifade ediliyor. Bu hazırlıkların zamanlaması, ABD'de 5 Kasım'da yapılacak başkanlık seçimleriyle doğrudan ilişkilendiriliyor. Seçim öncesi dönemde Washington'ın büyük ölçekli bir askeri operasyona sıcak bakmadığı, ancak seçim sonrası dönemde İran'a yönelik baskının artırılabileceği değerlendirmesi yapılıyor.
İran tarafı ise bu gelişmelere sert tepki gösteriyor. Tahran yönetimi, ABD ve İsrail'in bölgede istikrarı bozduğunu savunurken, kendi askeri kapasitesini güçlendirmeye devam ediyor. İran'ın son aylarda balistik füze denemelerini sürdürdüğü ve Hürmüz Boğazı'ndaki deniz unsurlarını takviye ettiği biliniyor. Ayrıca İran destekli bölgesel grupların da olası bir çatışma durumunda devreye girebileceği belirtiliyor.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik olası operasyon hazırlıkları, Orta Doğu'da zaten kırılgan olan güvenlik mimarisini daha da karmaşık hale getiriyor. İsrail'in Gazze'ye yönelik operasyonları ve Lübnan sınırındaki gerilim, bölgede yeni bir cephenin açılması riskini artırıyor. İran'ın nükleer programı konusunda müzakerelerin uzun süredir tıkanmış olması, diplomatik çözüm ihtimalini zayıflatıyor. Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (IAEA), İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini sürdürdüğünü ve denetimlerin kısıtlandığını raporluyor.
Olası bir askeri müdahale, küresel enerji piyasalarını da doğrudan etkileyecek. İran'ın petrol ihracatı ve Hürmüz Boğazı'ndaki geçiş güvenliği, dünya petrol arzının önemli bir bölümünü oluşturuyor. Böyle bir çatışma durumunda petrol fiyatlarında ani sıçramalar yaşanabileceği, bunun da küresel enflasyon üzerinde baskı oluşturacağı öngörülüyor. Ayrıca ABD'nin seçim sonrası dönemde İran'a yönelik tutumunun, yeni yönetimin Orta Doğu politikasının ilk sınavlarından biri olacağı belirtiliyor.
Diplomatik kanallar ise tamamen kapanmış değil. Avrupa Birliği ve bazı bölge ülkeleri, taraflar arasında arabuluculuk girişimlerini sürdürüyor. Ancak askeri hazırlıkların gölgesinde yürütülen bu çabaların ne kadar etkili olabileceği tartışmalı. Uzmanlar, İran'ın da olası bir saldırıya karşı misilleme seçeneklerini masada tuttuğunu, bunun da bölgesel bir savaşa yol açabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile 560 kilometrelik sınır komşuluğu ve bölgedeki ekonomik ilişkileri nedeniyle olası bir çatışmadan doğrudan etkilenecek ülkelerin başında geliyor. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik askeri hazırlıkları, Türkiye'nin güvenlik çevresinde yeni bir istikrarsızlık riski oluşturuyor. Özellikle enerji arz güvenliği ve ticaret yolları açısından İran'ın istikrarı Türkiye için kritik. Ayrıca olası bir savaş, Türkiye'nin zaten yoğun olan göç ve sınır güvenliği yükünü artırabilir. Ankara'nın diplomatik çözüm çağrılarını sürdürmesi ve bölgesel tansiyonun düşürülmesi için aktif rol oynaması bekleniyor.