ABD Senatosu, ara seçimlerin ardından yeniden toplandığında, 2027 mali yılı Ulusal Savunma Yetkilendirme Yasası (NDAA) üzerinde yoğun bir tartışma yaşanacak. Temsilciler Meclisi'nde 216-212 gibi dar bir oyla kabul edilen yasa tasarısında, “Amerika Birleşik Devletleri - İsrail Savunma…” başlıklı bir madde yer alıyor. Bu madde, iki ülke arasında daha ileri düzeyde askeri entegrasyonu öngörüyor ve ABD'nin kritik askeri teknolojilerinin İsrail ile paylaşılması riskini gündeme getiriyor. Senato'da yapılacak görüşmeler, ABD'nin Ortadoğu'daki askeri ortaklıklarını ve teknoloji güvenliğini yeniden şekillendirebilir.
Gelişmenin Arka Planı
NDAA, ABD Savunma Bakanlığı'nın yıllık bütçesini ve politikalarını belirleyen temel yasa. Temsilciler Meclisi'nde kabul edilen versiyon, 2027 mali yılı için savunma harcamalarını ve programlarını içeriyor. Tartışmalı madde, ABD ile İsrail arasında savunma teknolojileri, ortak üretim ve operasyonel iş birliğini derinleştirmeyi amaçlıyor. Ancak muhalifler, bu entegrasyonun ABD'nin en hassas askeri teknolojilerinin kontrolsüz şekilde İsrail'e aktarılmasına yol açabileceğini ve bunun da başta Çin olmak üzere rakip ülkelerin eline geçme riski taşıdığını savunuyor. Ayrıca, İsrail'in kendi savunma sanayii ve üçüncü ülkelere yapabileceği teknoloji transferleri endişe kaynağı.
Tasarının Temsilciler Meclisi'nden dar bir oyla geçmesi, Kongre'de konuya ilişkin ciddi bir bölünme olduğunu gösteriyor. Senato'da da benzer bir tablo bekleniyor; bazı senatörler, ABD'nin teknoloji üstünlüğünü korumak için daha sıkı kontroller getirilmesini isterken, diğerleri İsrail ile stratejik ittifakın güçlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Bu tartışma, ABD'nin geleneksel olarak güçlü olan İsrail yanlısı politikalarının da sorgulanmaya başladığını gösteriyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İsrail askeri entegrasyonu, Ortadoğu'da güç dengelerini etkileme potansiyeline sahip. İsrail, ABD'nin bölgedeki en önemli müttefiklerinden biri ve yıllık 3 milyar doları aşan askeri yardım alıyor. Daha yakın entegrasyon, İsrail'in nitelikli askeri teknolojiye erişimini artırarak caydırıcılığını güçlendirebilir. Ancak bu durum, bölgedeki diğer aktörlerin, özellikle İran'ın tepkisini çekebilir ve silahlanma yarışını hızlandırabilir. Ayrıca, Avrupa ülkeleri ve NATO müttefikleri, ABD'nin teknoloji paylaşımındaki bu tür bir adımın ittifak içindeki teknoloji güvenliği rejimini zayıflatabileceğinden endişe edebilir.
Küresel ölçekte ise, ABD'nin en gelişmiş askeri teknolojilerinin (örneğin F-35 savaş uçakları, insansız hava araçları, siber yetenekler ve füze savunma sistemleri) İsrail ile paylaşılması, teknolojinin üçüncü taraflara sızma riskini artırıyor. ABD'nin ihracat kontrol rejimleri (ITAR gibi) bu tür transferlerde sıkı kurallar öngörse de, entegrasyonun derinleşmesi bu kuralların etrafından dolaşılmasına yol açabilir. Uzmanlar, İsrail'in kendi geliştirdiği teknolojileri üçüncü ülkelere satma konusunda daha esnek davranabileceğini ve bunun da ABD'nin teknoloji üstünlüğüne zarar verebileceğini belirtiyor.
Senato'daki görüşmelerde, maddenin içeriği değiştirilebilir veya ek güvenceler getirilebilir. Örneğin, teknoloji transferlerinin Kongre tarafından onaylanması şartı veya belirli sistemlerin kapsam dışı bırakılması gibi önlemler tartışılabilir. Bu süreç, ABD'nin savunma teknolojisi politikalarının geleceğini ve müttefikleriyle ilişkilerinin sınırlarını belirleyecek.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin İsrail ile askeri teknoloji entegrasyonunu derinleştirme planı, Türkiye'nin savunma sanayii ve dış politikası açısından dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, ABD'nin F-35 programından çıkarılmasının ardından kendi milli muharip uçağı veİHA/SİHA teknolojilerine yatırım yapıyor. ABD'nin kritik teknolojileri İsrail'e daha açık hale getirmesi, Türkiye'nin bölgedeki askeri dengeyi koruma çabalarını zorlaştırabilir. Ayrıca, İsrail'in bu teknolojileri üçüncü ülkelere satma ihtimali, Türkiye'nin savunma sanayii ihracat pazarlarında rekabeti artırabilir. Öte yandan, Türkiye'nin son dönemde İsrail ile ilişkilerini normalleştirme çabaları, bu tür bir entegrasyonun bölgesel istikrara etkisi konusunda Ankara'nın dikkatli bir denge gözetmesini gerektiriyor.