ABD'de "işçi sınıfı" kavramı, son yirmi yılda ekonomik ve işgücü piyasasındaki dönüşümle birlikte sürekli yeniden tanımlanıyor. Geleneksel olarak mavi yakalı, sendikalı ve sanayi işçilerini kapsayan bu sınıf, artık hizmet sektörü çalışanlarını, gig ekonomisindeki serbest çalışanları ve hatta yapay zeka (AI) tehdidi altındaki beyaz yakalıları da içine alıyor. Ara seçimler yaklaşırken siyasetçilerin "işçi sınıfı"ndan bahsederken kimi kastettiği, seçmen davranışını ve ekonomik politikaları doğrudan etkiliyor.
İşçi Sınıfı Tanımındaki Kayma
Brookings Institution ve Pew Research Center gibi kuruluşların son raporlarına göre, ABD'de kendini işçi sınıfı olarak tanımlayanların oranı 2000'lerde %60 civarındayken, bugün bu oran %50'nin altına inmiş durumda. Ancak bu düşüş, işçi sınıfının küçüldüğü anlamına gelmiyor; aksine, tanımın muğlaklaştığını gösteriyor. Sanayi istihdamı 1970'lerde toplam istihdamın %25'ini oluştururken, bugün bu oran %8'e geriledi. Buna karşılık hizmet sektörü, perakende, lojistik ve sağlık gibi alanlarda çalışanların sayısı arttı. Bu işlerin bir kısmı sendikalı ve iyi ücretli olsa da, çoğu düşük ücretli, güvencesiz ve yan haklardan yoksun.
Öte yandan, yapay zekanın hızla yaygınlaşması, geleneksel beyaz yakalı işleri de tehdit ediyor. Hukuk, muhasebe, müşteri hizmetleri, hatta yazılım geliştirme gibi alanlarda AI destekli otomasyon, rutin görevleri devralıyor. Bu durum, orta sınıfın belkemiği sayılan birçok çalışanı "yeni işçi sınıfı"na dahil ediyor. Ekonomistler, bu kesimin ücretlerinin düşmesi ve iş güvencesinin azalmasıyla birlikte sınıf bilincinin de değiştiğini belirtiyor. Örneğin, 2023'te yapılan bir Gallup anketine göre, beyaz yakalı çalışanların %40'ı işlerini kaybetme endişesi taşıyor; bu oran 2019'da %25'ti.
Seçim Söylemine Yansımaları
Ara seçimler yaklaşırken, her iki partinin adayları da "işçi sınıfı"na hitap etmeye çalışıyor. Ancak bu hitap, kimin işçi sınıfı sayıldığına göre farklılaşıyor. Cumhuriyetçiler genellikle mavi yakalı, beyaz olmayan ve kırsal kesimdeki seçmenlere odaklanırken, Demokratlar daha geniş bir tanım yaparak hizmet sektörü çalışanlarını, gençleri ve azınlıkları kapsamaya çalışıyor. Başkan Joe Biden, "işçi sınıfı"nı sendikalı işçiler ve orta sınıf olarak tanımlarken, Cumhuriyetçi adaylar sıklıkla "unutulmuş Amerikalılar" ifadesini kullanıyor. Bu söylem farkı, ekonomik politikaların da ayrışmasına yol açıyor: asgari ücret, sendikalaşma hakları, vergi reformu ve AI düzenlemeleri gibi konularda partiler arasındaki uçurum büyüyor.
Uzmanlar, yapay zekanın işgücü piyasasını dönüştürmesinin önümüzdeki on yılda milyonlarca beyaz yakalı işi etkileyeceğini öngörüyor. Bu durum, siyasi partilerin işçi sınıfı tanımını yeniden gözden geçirmesini zorunlu kılacak. Örneğin, bir yazılım mühendisinin işini kaybetmesi halinde kendisini işçi sınıfından sayıp saymayacağı, gelecekteki seçimlerin seyrini belirleyebilir.
Küresel Boyut
ABD'deki bu dönüşüm, küresel ölçekte de yankı buluyor. Avrupa'da da benzer bir eğilim gözlemleniyor; hizmet sektörü çalışanları ve AI tehdidi altındaki beyaz yakalılar, geleneksel işçi sınıfı partilerine yöneliyor. Türkiye gibi ülkelerde ise işçi sınıfı tanımı daha çok sanayi ve inşaat işçilerini kapsarken, beyaz yakalılar arasında güvencesizlik artıyor. Küresel tedarik zincirleri ve otomasyon, bu dönüşümü hızlandırıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'de işçi sınıfı tanımının değişmesi ve yapay zekanın beyaz yakalı işleri tehdit etmesi, Türkiye için de önemli dersler içeriyor. Türkiye'de işçi sınıfı denince akla gelen sanayi ve inşaat işçileri olsa da, hizmet sektörü ve ofis çalışanları arasında da güvencesizlik hızla artıyor. Yapay zeka yatırımları ve otomasyon, özellikle genç ve eğitimli işgücünü risk altına sokuyor. Türkiye'nin ekonomik politikalarını belirlerken, işçi sınıfının genişleyen tanımını dikkate alması ve AI kaynaklı iş kayıplarına karşı sosyal güvenlik ağlarını güçlendirmesi gerekiyor. Aksi halde, gelir eşitsizliği ve toplumsal huzursuzluk artabilir.