Eski Kaliforniya Demokratik Kongre Üyesi ve savunma politikası uzmanı Jane Harman, ABD'nin İran ile yaşadığı savaşın, henüz çatışmaya doğrudan dahil olmayan ülkeler de dahil olmak üzere Ortadoğu'daki her ülkeyi potansiyel bir hedef haline getirdiğini açıkladı. Harman, çatışmanın bölgeye yayılma tehlikesinin 'çok büyük' olduğunu vurgularken, ABD savunma sanayi altyapısının bu genişleyen savaşı sürdürmekte zorlanabileceği uyarısında bulundu. Bu açıklamalar, Washington ile Tahran arasındaki gerilimin askeri bir boyut kazanmasının ardından geldi ve uluslararası toplumun bölgesel bir savaş endişesini artırdı.
Harman'ın Açıklamaları ve Arka Plan
Jane Harman, ABD Kongresi'nde uzun yıllar görev yapmış, özellikle İstihbarat ve Ulusal Güvenlik konularındaki çalışmalarıyla tanınan bir isim. Woodrow Wilson Uluslararası Bilim Adamları Merkezi'nin başkanı olarak da görev yapan Harman, son açıklamalarında Ortadoğu'daki mevcut durumu 'tehlikeli bir dönüm noktası' olarak nitelendirdi. Ona göre, ABD'nin İran'a yönelik askeri operasyonları, bölgedeki ülkelerin çoğunu doğrudan veya dolaylı olarak tehdit altına soktu. Harman, özellikle Körfez ülkeleri, Ürdün, Irak ve hatta İsrail'in bu savaşın sonuçlarından etkilenme riskiyle karşı karşıya olduğunu belirtti. Üstelik bu ülkelerin bir kısmı çatışmaya aktif olarak katılmamış olsa da, füze saldırıları, siber saldırılar veya ekonomik istikrarsızlık gibi yollarla hedef alınabileceğini söyledi.
Harman, ABD'nin uzun süredir devam eden askeri angajmanlarının savunma sanayi üzerinde yarattığı baskıya da dikkat çekti. 'ABD savunma sanayi altyapısı, yıllardır süren çatışmalar nedeniyle yıpranmış durumda. Yedek parça sıkıntısı, üretim kapasitesindeki kısıtlılıklar ve tedarik zincirindeki aksamalar, ordumuzun etkinliğini azaltıyor. Bu savaş, bu zaten kırılgan olan yapıyı test ediyor.' diye konuştu. Bu tespit, ABD'nin küresel askeri kapasitesine olan güveni sarsarken, müttefiklerinin de Washington'un taahhütlerine olan inancını zayıflatıyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
ABD ile İran arasındaki doğrudan çatışma ihtimali, Ortadoğu'nun karmaşık ittifaklar ağını bir anda yeniden şekillendirebilir. İran'ın devrim muhafızları ve bölgedeki vekil güçleri, ABD çıkarlarına ve müttefiklerine yönelik saldırılarını artırabilir. Bu durum, enerji piyasalarını derinden etkileyebileceği gibi, Hürmüz Boğazı'nın güvenliğini de tehdit eder. Küresel petrol arzının önemli bir kısmının geçtiği bu stratejik su yolu, herhangi bir kesinti, dünya ekonomisini resesyona sürükleyebilecek boyutta bir şok dalgası yaratabilir. Öte yandan, Avrupa ülkeleri ve Çin, bu çatışmanın ticaret yollarını ve enerji tedarikini olumsuz etkilemesinden endişe ediyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı'nın (UAEA) İran'ın nükleer programına ilişkin raporları da, bu gerilimin bir nükleer boyuta evrilebileceği kaygısını güçlendiriyor.
Uzmanlar, çatışmanın yayılması halinde sadece askeri değil, insani bir felaketin de kaçınılmaz olacağına dikkat çekiyor. Halihazırda iç savaş ve ekonomik krizlerle boğuşan Yemen, Suriye, Lübnan gibi ülkeler, bu bölgesel yangının ilk kurbanları olabilir. Milyonlarca insanın yerinden edilmesi, göç dalgalarının Avrupa'ya yönelmesi ve terör örgütlerinin boşluktan faydalanması gibi sonuçlar, küresel güvenliği tehdit eden zincirleme etkilere yol açabilir. Bu nedenle, Harman'ın uyarıları, yalnızca Ortadoğu'nun değil, dünya güvenliğinin geleceği açısından da kritik önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin güvenlik çevresini doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, uzun süredir Irak ve Suriye'deki istikrarsızlıkla mücadele ederken, İran'la olan sınırı ve enerji bağımlılığı nedeniyle bu çatışmanın etkilerine açık durumda. Olası bir savaş, Türkiye'nin güney sınırlarında yeni bir göç dalgasını tetikleyebilir, PKK ve DEAŞ gibi terör örgütlerine yeni hareket alanı yaratabilir. Ekonomik açıdan ise, enerji fiyatlarındaki artış ve ticaret yollarının kesintiye uğraması Türkiye'nin zaten kırılgan olan ekonomisini olumsuz etkileyebilir. Türkiye'nin diplomatik girişimleri ve NATO içindeki rolü, bu krizin yönetilmesinde önemli bir denge unsuru olabilir; ancak Türkiye'nin bölgesel bir çatışmanın parçası olmaktan kaçınması ve kendi ulusal çıkarlarını koruyacak bir denge politikası izlemesi elzemdir.