ABD Savunma Bakanlığı'na bağlı bir rapor, İran'la yaşanan gerilim ve bölgesel operasyonların ABD ordusunun mühimmat stoklarında ciddi bir açığa neden olduğunu ortaya koydu. Raporda, "Özgürlük Operasyonu (OEF) kapsamındaki mühimmat harcamaları stratejik envanter açıklarına yol açtı ve mühimmat ikmali için endüstriyel üs darboğazlarını gözler önüne serdi" ifadeleri kullanıldı. Bu tespit, ABD'nin küresel askeri hazırlık düzeyi ve savunma sanayisinin kriz anında ne kadar hızlı üretim yapabileceği konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Gelişmenin arka planı
ABD, son yıllarda Orta Doğu'da İran destekli gruplara karşı yürüttüğü operasyonlarda ve özellikle İsrail-İran geriliminin tırmanmasıyla birlikte mühimmat tüketimini hızla artırdı. Rapordaki "OEF" ifadesi, 2001 sonrası terörle mücadele operasyonlarını kapsamakla birlikte, İran'ın vekil güçlerine yönelik son dönemdeki vurularda da benzer bir harcama patterni görüldü. Özellikle güdümlü füzeler, hava savunma interceptörleri ve topçu mühimmatı gibi yüksek teknolojili ürünlerde stokların eridiği belirtiliyor.
Savunma uzmanları, ABD'nin yıllardır süren düşük yoğunluklu çatışmalar ve son dönemdeki yüksek yoğunluklu çatışma ihtimali nedeniyle mühimmat üretim hattını yeterince hızlı genişletemediğini vurguluyor. Kilit tedarikçiler arasında Lockheed Martin, Raytheon ve Northrop Grumman gibi devler bulunuyor; ancak bu şirketlerin üretim kapasiteleri sınırlı ve tedarik zincirleri hâlâ pandemi sonrası aksaklıklarla boğuşuyor.
Raporun, ABD'nin Tayvan ve Ukrayna gibi diğer kritik bölgelere yönelik taahhütlerini de olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor. Stok açığı, ABD'nin aynı anda birden fazla cephede savaşma kabiliyetini sorgulatıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran, ABD'nin Orta Doğu'daki en büyük rakiplerinden biri olmayı sürdürüyor. Tahran yönetimi, nükleer programını ilerletirken, Hizbullah, Hamas ve Husiler gibi vekil gruplar üzerinden bölgesel nüfuzunu artırıyor. ABD'nin mühimmat kıtlığı, İran'ın bölgedeki manevra alanını genişletebilir ve özellikle Basra Körfezi'nde tansiyonu yükseltebilir.
NATO müttefikleri de bu durumdan endişeli. Avrupa ülkeleri, ABD'nin savunma sanayisindeki darboğazın ittifakın kolektif savunma kapasitesini zayıflatabileceğini düşünüyor. Özellikle Doğu Avrupa'da Rusya tehdidine karşı konuşlandırılan ABD birliklerinin mühimmat desteği sorgulanıyor.
Küresel silah pazarında ise ABD'nin siparişleri zamanında teslim edememesi, diğer üretici ülkeler için fırsat yaratabilir. Güney Kore, İsrail ve Türkiye gibi ülkelerin savunma ihracatı artabilir. Ancak bu durum, küresel güvenlik mimarisinde ABD'nin liderlik rolünü uzun vadede sarsabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin mühimmat stoklarındaki açık, Türkiye'nin savunma sanayii ve dış politikası açısından hem risk hem fırsat barındırıyor. Türkiye, son yıllarda yerli ve milli savunma projeleriyle mühimmat üretiminde önemli adımlar attı. İHA/SİHA, topçu mühimmatı ve füze sistemlerinde kendi kendine yeterliliğe yaklaşan Türkiye, ABD'nin yaşadığı tedarik sıkıntısını ihracat fırsatına çevirebilir. Öte yandan, ABD'nin bölgedeki askeri varlığının zayıflaması, İran'ın Suriye, Irak ve Kafkasya'daki etkisini artırmasına yol açabilir; bu da Türkiye'nin güvenlik çıkarlarıyla çelişebilir. NATO içindeki denge açısından ise Türkiye, Avrupa'nın savunma yükünü paylaşma konusunda daha fazla sorumluluk üstlenmeye zorlanabilir.