ABD ile İran arasındaki çatışma altıncı ayına girerken, taraflar arasında yüksek riskli bir dayanıklılık sınavı yaşanıyor. İki ülke de geri adım atmaya yanaşmıyor; kimin önce pes edeceği, bölgesel ve küresel dengeler açısından belirleyici olacak. Haziran 2019'da İran'ın ABD insansız hava aracını düşürmesiyle başlayan gerilim, ABD'nin ekonomik yaptırımları ve İran'ın nükleer anlaşmadan kademeli çekilmesiyle derinleşti.
Çatışmanın Arka Planı
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Mayıs 2018'de tek taraflı olarak İran nükleer anlaşmasından (JCPOA) çekildi ve İran'a yönelik yaptırımları yeniden başlattı. İran ise bir yıl bekledikten sonra, Temmuz 2019'dan itibaren uranyum zenginleştirme seviyesini ve stok miktarını artırmaya başladı. Tahran yönetimi, Avrupa ülkelerinin ekonomik vaatlerini yerine getirmediğini belirterek anlaşmadan kademeli olarak çekildiğini duyurdu.
2019'un son aylarında gerilim daha da tırmandı: İran, ABD üslerine ve Suudi petrol tesislerine yönelik saldırılarla suçlandı; ABD ise İran Devrim Muhafızları'na bağlı Kudüs Gücü komutanı Kasım Süleymani'yi 3 Ocak 2020'de Bağdat'ta düzenlenen drone saldırısıyla öldürdü. İran, 8 Ocak'ta Irak'taki ABD üslerine füze saldırısı düzenleyerek misilleme yaptı. Bu saldırılarda ABD askerleri hayatını kaybetmedi, ancak taraflar savaşın eşiğine geldi.
Altı ayı aşkın süredir devam eden bu gerginlik, her iki tarafın da geri adım atmadığı bir güç gösterisine dönüştü. ABD, "maksimum baskı" politikasıyla İran ekonomisini çökertmeyi hedeflerken; İran, nükleer programını genişleterek ve bölgesel vekil güçleri aracılığıyla karşılık veriyor. Uzmanlar, tarafların iç siyasi baskılar ve prestij kaygıları nedeniyle geri adım atmakta zorlandığını belirtiyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran gerilimi, Orta Doğu'da geniş yankı uyandırıyor. İran'ın desteklediği Şii milisler Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'de etkin; Suudi Arabistan ve İsrail ise ABD'nin yanında yer alıyor. Çatışmanın olası bir sıcak savaşa dönüşmesi, Basra Körfezi'nde petrol sevkiyatını ve küresel enerji fiyatlarını olumsuz etkileyebilir. Nitekim 2019'da Suudi Aramco tesislerine yapılan saldırı, petrol fiyatlarında tarihi bir sıçramaya neden olmuştu.
Diğer yandan Rusya ve Çin, İran'a destek vererek ABD'nin yaptırımlarını delmeye çalışıyor. Avrupa ülkeleri ise diplomatik çözüm arayışında ancak etkili olamıyor. Birleşmiş Milletler, taraflara itidal çağrısı yapıyor fakat somut bir adım atılamıyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın nükleer faaliyetlerini yakından izliyor ve uranyum zenginleştirme seviyesinin %4,5'ten %20'ye çıkarılması endişeyle karşılanıyor.
Uzmanlara göre, taraflardan birinin geri adım atması için ya askeri bir kazanım ya da ekonomik bir çöküş gerekiyor. Ancak her iki senaryo da bölgesel istikrarsızlığı artırabilir. ABD'nin 2020 başında Süleymani'yi öldürmesi, İran'ın ise füze saldırılarıyla karşılık vermesi, gerilimin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdi. Şimdi gözler, tarafların yeni hamlelerine çevrilmiş durumda.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD-İran geriliminde denge politikası izlemeye çalışıyor. Bir yandan NATO müttefiki ABD ile ilişkilerini korurken, diğer yandan komşusu İran ile ekonomik ve enerji bağlarını sürdürüyor. Olası bir savaş, Türkiye'nin enerji ithalatını ve bölgesel ticaretini olumsuz etkiler; ayrıca mülteci akını ve terör riskini artırır. Türkiye, İran'a uygulanan ABD yaptırımlarına katılmadığını açıklamış, ancak yaptırımlara uymadığı için ABD'nin yaptırım tehdidiyle karşılaşmıştı. Bu nedenle Ankara, gerilimin diplomasiyle çözülmesi için çağrılar yapıyor ve arabuluculuk rolü üstlenmeye çalışıyor. Bölgesel istikrar, Türkiye'nin güvenliği ve ekonomisi için hayati önem taşıyor.