ABD güçleri, Ortadoğu'da üst üste altıncı gece hava saldırısı düzenlerken, İran yönetimi çatışmaların kontrol dışına çıkarak daha geniş bir bölgesel savaşa dönüşebileceği uyarısında bulundu. İran medyası, hava saldırılarında bir havalimanı, köprü ve iletişim kulesinin hedef alındığını bildirdi. Pentagon'dan yapılan resmî açıklamaya göre, operasyonlar İran destekli milis gruplarına ve İran İslam Devrim Muhafızları Ordusu'na (IRGC) ait hedeflere yönelik gerçekleştiriliyor. ABD yönetimi saldırıların amacının, bölgedeki ABD askerî varlığına yönelik drone ve füze saldırılarını sonlandırmak olduğunu belirtiyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasser Kanaani ise, ABD'nin İran'ın egemenliğini "bariz bir şekilde ihlal ettiğini" belirterek, bu tür eylemlerin bölgeyi yeni bir felakete sürükleyebileceğini ifade etti.
Gelişmenin arka planı: Artan gerilim ve misilleme döngüsü
ABD ve İran arasındaki gerilim, son haftalarda İsrail-Hamas savaşının etkisiyle tırmanışa geçti. Yemen'deki İran destekli Husilerin Kızıldeniz'de ticari gemilere yönelik saldırıları, ABD ve İngiltere'nin Yemen'deki hedeflere yönelik operasyonlarına yol açtı. Bununla birlikte, Irak ve Suriye'de konuşlu ABD askerlerine yönelik İran yanlısı milislerin drone ve roket saldırıları hız kesmeden devam ediyor. 28 Ocak'ta Ürdün-Suriye sınırında bulunan Tower 22 üssüne düzenlenen ve 3 ABD askerinin ölümüne, 40'tan fazla askerin yaralanmasına neden olan drone saldırısı, Beyaz Saray'ın misilleme kararını hızlandırdı. ABD, saldırıları Irak'taki Kataib Hizbullah ve Suriye'deki IRGC bağlantılı gruplara atfediyor.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından yapılan yazılı açıklamada, son hava saldırılarının IRGC'nin Kudüs Gücü ve ona bağlı milis gruplarının kullandığı komuta-kontrol merkezleri, silah depoları, lojistik tesisler ve istihbarat birimlerini hedef aldığı belirtildi. Açıklamada ayrıca, saldırılarda 125'ten fazla hassas güdümlü mühimmat kullanıldığı ve hedeflerin büyük ölçüde imha edildiği kaydedildi. İran ise saldırıların sivil altyapıya zarar verdiğini ve uluslararası hukukun ihlali olduğunu iddia ediyor. İran medyası, İsfahan, Şiraz ve Huzistan eyaletlerindeki bazı hedeflerin vurulduğunu, ancak bu haberler bağımsız kaynaklarca doğrulanmadı.
Uzmanlar, ABD'nin operasyonlarını İran topraklarına yayma riski taşıdığını, bunun da bölgesel bir savaşı tetikleyebileceğini belirtiyor. Washington merkezli düşünce kuruluşu Enstitü'nün analistlerinden Michael Knight, "ABD, İran'ı vurmak istemiyor ancak milisleri caydırmak için giderek daha şahin bir dil kullanıyor. Bu ince çizgi, her an kırılabilir" değerlendirmesinde bulundu.
Bölgesel ve küresel boyut
ABD-İran geriliminin bölgesel yansımaları, Irak ve Suriye'deki istikrarsızlığı daha da derinleştirme potansiyeli taşıyor. Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani, ABD saldırılarının Irak'ın egemenliğine aykırı olduğunu ve ülkesinin bir çatışma alanına dönüşmesini istemediklerini ifade etti. Irak hükümeti, ABD öncülüğündeki DEAŞ karşıtı koalisyonun varlığını da sorgulamaya başladı. Öte yandan, İran destekli Irak merkezli milis grupları, ülkede bulunan ABD askerlerine yönelik saldırıları artıracaklarını duyurdu. Bu durum, Irak'ta bulunan yaklaşık 2.500 ABD askerinin güvenliğini tehdit ediyor.
Küresel düzeyde ise, Kızıldeniz'deki ticari gemi trafiği üzerindeki baskı sürüyor. Küresel ticaretin yüzde 12'sinin geçtiği Kızıldeniz'de Husilerin saldırıları nedeniyle büyük nakliye şirketleri rotalarını Ümit Burnu'na kaydırmak zorunda kaldı. Bu durum, navlun maliyetlerini yükseltirken, tedarik zincirlerinde gecikmelere neden oluyor. Enerji piyasalarında da dalgalanma yaşanıyor; Brent petrol fiyatları, ABD saldırılarının ardından haftalık bazda yüzde 6'nın üzerinde yükseldi. Uzmanlar, eğer gerilim İran'ın petrol üretim tesislerine ya da Hürmüz Boğazı'na sıçrarsa, küresel enerji arzında ciddi kesintiler yaşanabileceği uyarısında bulunuyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran geriliminin tırmanması, Türkiye'yi güvenlik, ekonomi ve diplomasi olmak üzere üç boyutta etkiliyor. Güvenlik açısından, Irak ve Suriye'deki çatışmaların yoğunlaşması, Türkiye'nin sınır güvenliğini tehdit ediyor. Özellikle Suriye'nin kuzeydoğusundaki ABD varlığına yönelik saldırılar, bölgede PKK/YPG unsurlarının hareket alanını genişletebilir ve Türkiye'nin terörle mücadelesini zorlaştırabilir. Ekonomik boyutta, Kızıldeniz'deki güvenlik krizi, Türkiye'nin dış ticaretini ve enerji maliyetlerini olumsuz etkiliyor. Türkiye, Akdeniz ve Karadeniz rotalarına alternatif arayışında olsa da, küresel navlun maliyetlerindeki artış ve emtia fiyatlarındaki yükseliş enflasyon üzerinde baskı yaratıyor. Diplomatik açıdan ise, Türkiye hem NATO müttefiki ABD hem de komşusu İran ile denge politikası yürütmek durumunda. Artan gerilim, Ankara'nın arabuluculuk rolünü zora sokarken, bölgesel istikrarsızlığa karşı daha temkinli bir dış politika izlemesini gerektiriyor.