ABD-İran nükleer anlaşmasının müzakere sürecinin sıkıştırılmış takvimi, uzmanlar arasında anlaşmanın ileride çözülebileceği endişesine yol açtı. Eski Başkan Biden dönemi Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı ve Obama dönemi Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Jonathan Finer, Bloomberg Bu Hafta programında David Gura ve Christina Ruffini'ye yaptığı açıklamada, bu kadar karmaşık bir konunun aceleye getirilmemesi gerektiğini vurguladı. Obama yönetiminin Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nı (JCPOA) müzakere etmesinin yıllar aldığını hatırlatan Finer, benzer bir anlaşmanın kısa sürede tamamlanmasının risklerine dikkat çekti.
Aceleci Sürecin Arka Planı
Finer, mevcut müzakere sürecinin Obama dönemine kıyasla çok daha hızlı ilerlediğini belirtti. 2015'te imzalanan JCPOA, iki yılı aşkın bir müzakere sürecinin ürünüydü. Oysa şimdi, taraflar birkaç ay içinde benzer bir anlaşmaya varmaya çalışıyor. Finer, bu hızlandırılmış takvimin, anlaşmanın detaylarının yeterince incelenmemesine ve potansiyel olarak zayıf noktaların gözden kaçırılmasına yol açabileceğini ifade etti. Ayrıca, anlaşmanın tarafları arasında güven eksikliğinin de süreci zorlaştırdığını söyledi.
İran'ın nükleer programıyla ilgili son IAEA raporları, uranyum zenginleştirme faaliyetlerinin arttığını gösteriyor. Bu durum, Batılı ülkeleri İran'ın nükleer silah kapasitesine yaklaştığı konusunda endişelendiriyor. Ancak Finer, askeri seçeneklerin masada olduğunu ancak diplomasinin tercih edilmesi gerektiğini belirtti. Anlaşmanın aceleye getirilmesinin, İran'ın gerçek niyetini gizlemesine olanak tanıyabileceği uyarısında bulundu.
Bölgesel ve Küresel Boyut
ABD-İran anlaşması, sadece iki ülke arasındaki ilişkileri değil, tüm Ortadoğu dengelerini etkileme potansiyeline sahip. Suudi Arabistan ve İsrail gibi bölgesel aktörler, İran'ın nükleer programına karşı hassas. İsrail, İran'ın nükleer silah sahibi olmasını önlemek için askeri müdahale dahil tüm seçenekleri değerlendirdiğini defalarca dile getirdi. Suudi Arabistan ise İran'ın nükleer faaliyetlerine karşı kendi nükleer programını geliştirme sinyalleri veriyor.
Küresel ölçekte ise anlaşma, petrol piyasalarını ve enerji fiyatlarını etkileyebilir. İran'ın yaptırımların kaldırılmasıyla petrol ihracatını artırması, küresel petrol arzında artışa ve fiyatların düşmesine neden olabilir. Bu durum, Rusya ve Suudi Arabistan gibi diğer büyük petrol üreticileri için olumsuz olabilir. Ayrıca, anlaşmanın başarısızlığı, İran'ın nükleer silah geliştirme yolunda daha da ilerlemesine ve bölgede bir silahlanma yarışına yol açabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile uzun bir sınıra sahip ve enerji ihtiyacının önemli bir kısmını İran'dan karşılıyor. ABD-İran anlaşmasının başarısızlığı, bölgede gerilimi artırabilir ve Türkiye'yi güvenlik riskleriyle karşı karşıya bırakabilir. Anlaşmanın sağlanması halinde ise yaptırımların kalkması Türkiye'nin İran ile ticaretini artırabilir, ancak ABD'nin Türkiye'ye yönelik yaptırım tehditleri (örneğin CAATSA) bu ilişkiyi sınırlayabilir. Ayrıca, İran'ın nükleer programındaki belirsizlik, Türkiye'nin enerji arz güvenliği açısından risk oluşturmaya devam ediyor.