ABD yönetimi, İran'a yönelik tutumunda diplomasi kapısını açık bıraktığını duyurdu. ABD'nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz, Washington'ın İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetlerine ilişkin endişelerini gidermek için müzakere masasına dönmeye hazır olduğunu, ancak zamanın kendi lehlerine işlediğine inandığını belirtti. Waltz'ın açıklamaları, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini hızlandırdığı ve bölgedeki vekil güçleri üzerinden gerilimi tırmandırdığı bir dönemde geldi. ABD'nin mesajı, Tahran'a yönelik baskı politikasının diplomatik bir çıkış kapısıyla birlikte yürütüldüğünü gösteriyor.
Müzakerelerin arka planı ve tarafların pozisyonları
İran ile ABD arasındaki gerilim, 2018'de Washington'ın Kapsamlı Ortak Eylem Planı'ndan (JCPOA) tek taraflı çekilmesi ve ardından ağır yaptırımları yeniden uygulamaya koymasıyla zirveye çıkmıştı. Tahran, anlaşmadaki taahhütlerini kademeli olarak askıya aldığını duyurmuş ve uranyum zenginleştirme oranını %60'a kadar yükseltmişti. İran, nükleer programının barışçıl olduğunu savunurken, ABD ve müttefikleri İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşma riskinden endişe ediyor. Waltz, "Kapı açık, ancak İran'ın ciddi adımlar atması gerekiyor" mesajını verdi. ABD'nin zamanın kendi lehine işlediği yönündeki değerlendirmesi, yaptırımların İran ekonomisini daralttığı ve Tahran'ın bölgesel nüfuzunun sınırlandığı tezine dayanıyor. İran tarafı ise ön koşulsuz müzakereye hazır olduğunu ancak yaptırımların kaldırılmasını talep ettiğini yineliyor. İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, "ABD samimi ise yaptırımları kaldırmalı" açıklamasında bulundu.
Bölgesel dinamikler de müzakereleri etkiliyor. İsrail, İran'ın nükleer kapasitesini kırmızı çizgi olarak görüyor ve askeri seçeneği masada tutuyor. Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri ise İran'ın balistik füze programı ve vekil güçleri konusunda endişeli. ABD'nin Irak ve Suriye'deki askeri varlığı, İran destekli milislerin saldırılarıyla zaman zaman hedef alınıyor. Waltz'ın açıklamaları, aynı zamanda Çin ve Rusya'nın İran ile artan işbirliğine karşı bir denge arayışı olarak da okunabilir. Çin, İran'ın en büyük petrol alıcısı konumunda ve 2021'de imzalanan 25 yıllık kapsamlı işbirliği anlaşmasıyla ilişkilerini derinleştiriyor. Rusya ise Ukrayna savaşı nedeniyle İran'dan insansız hava aracı tedarik ediyor. Bu tablo, ABD'nin İran'ı izole etme stratejisinin zorlaştığını gösteriyor.
ABD iç siyaseti de yönetimin manevra alanını daraltıyor. Kongre'deki her iki partiden de İran'a yönelik sertlik yanlısı sesler yükseliyor. Başkan, yeni bir nükleer anlaşma için Kongre'den onay almakta zorlanabilir. İran'da ise 2024 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ardından göreve gelen yönetim, ekonomik sıkıntılar ve halk protestolarıyla boğuşuyor. Tahran, yaptırımların hafifletilmesini iç kamuoyuna bir başarı olarak sunmak isteyebilir. Ancak dini lider Ali Hamaney, ABD ile doğrudan görüşmelere mesafeli duruyor. Uzmanlar, tarafların ön koşullarda ısrar etmesi halinde müzakerelerin başlamasının zaman alacağını belirtiyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
İran nükleer dosyası, yalnızca Orta Doğu'yu değil, küresel güvenlik dengesini de ilgilendiriyor. Petrol fiyatları, İran-ABD gerilimine duyarlı seyrediyor. Olası bir askeri çatışma, Basra Körfezi'nde enerji sevkiyatını sekteye uğratabilir. Avrupa Birliği, İran ile ticaret için özel bir mekanizma (INSTEX) kurmuş olsa da, ABD yaptırımları nedeniyle bu mekanizma etkisiz kaldı. Avrupalılar, diplomatik çözüm için arabuluculuk yapmaya hazır olduklarını belirtiyor. BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyeleri arasındaki görüş ayrılıkları, ortak bir tavır belirlenmesini zorlaştırıyor. Çin ve Rusya, İran'a yönelik yeni yaptırımlara karşı çıkıyor. Bu durum, ABD'nin İran politikasında çok taraflı bir destek bulmakta zorlandığını gösteriyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA), İran'ın nükleer faaliyetlerine ilişkin denetimlerini sürdürüyor ancak Tahran'ın bazı tesislere erişimi kısıtlaması endişe yaratıyor. Ajans Başkanı, İran'ın işbirliğini artırması çağrısında bulundu.
Diğer yandan, İran'ın bölgesel vekil ağı — Lübnan Hizbullah'ı, Yemen Husileri, Irak'taki milisler ve Suriye'deki destekçileri — müzakerelerin kapsamını genişletiyor. ABD, İran'ın bu unsurlar üzerinden istikrarsızlık yarattığını savunuyor. İran ise vekil güçlerini kendi güvenlik mimarisinin parçası olarak görüyor. Müzakerelerde yalnızca nükleer konunun değil, füze programı ve bölgesel faaliyetlerin de ele alınması gerektiği belirtiliyor. Ancak Tahran, füze programının savunma amaçlı olduğunu ve müzakere dışı olduğunu vurguluyor. Bu tutum, kapsamlı bir anlaşmanın önündeki en büyük engellerden biri olarak duruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İran ile ABD arasındaki gerilimin doğrudan etkilediği bir bölgede yer alıyor. Olası bir müzakere süreci, Türkiye'nin enerji güvenliği ve ticaret yolları açısından kritik. Türkiye, İran'dan doğal gaz ithal ediyor ve İran pazarında önemli bir ticaret hacmine sahip. Yaptırımların hafiflemesi, Türk şirketlerinin İran'la ticaretini kolaylaştırabilir. Öte yandan, İran'ın nükleer kapasitesinin sınırlandırılması, bölgesel istikrarı artırarak Türkiye'nin güvenlik endişelerini azaltabilir. Türkiye, diplomatik çözümü destekliyor ve arabuluculuk yapabileceğini zaman zaman dile getiriyor. Ancak ABD-İran yakınlaşması, bölgesel dengeleri değiştirebilir ve Türkiye'nin Suriye, Irak gibi komşu ülkelerdeki çıkarlarını etkileyebilir. Bu nedenle Ankara, süreci dikkatle izliyor.